Sakız Ağaçları özelikleri resimleri

6000 yıl önce ilk kez Çeşme’de bulunan sakız ağaçları görülmeye değerdir. Bu ağaçlardan lezzetli aromasıyla sakız reçeli ve eşsiz sakız rakısı yapılır. Sakız mutfaklarda kullanımının yanı sıra ilaç ve boya üretiminde de kullanılır.
Eski Yunan doktorları, sakızdan kuduza, yılan sokmalarına, mide rahatsızlıklarına, bağırsak ve akciğer hastalıklarına karşı çeşitli ilaçlar yaparlardı. X. yüzyıldan sonra, sakızın ünü, Sakız Adasını aşarak yayılmış ve dünyada meşhur olmuştur.

Antik Kentler (Bergama) Resimleri

Akropolis: Akropol son derece dik bir tepe üzerinde kurulmuştur. Yaklaşık 300 m. yükseklikteki bu tepeye kıvrılarak tırmanan bir yoldan çıkılır. Akropol denilen şehir yerleşiminde dini, resmi, sosyal ve ticari binalar iç içe kendine özgü bir plan çerçevesi içinde   yerleşmiştir. İlk çağlardan bu yana iskan yeri olan tepenin üstünde Bergama Kral Sarayları yer alır. Beş adet sarnıç ile cephanelik de bu tepe üzerine yerleşmiştir. Binaların alt bölgesinde Athena Tapınağı vardır. Ayrıca Kütüphane ve Trajan tapınağı da bulunmaktadır. Bunlarında altındaki terasta Zeus sunağı özenle yerleştirilmiştir. Dünyadaki en dik tiyatrolardan birisi de burada yer almaktadır.. En alt kesimde ise Gymnasion ve Demeter Tapınağı bulunur.
Athena Tapınağı: Tiyatronun üstündeki terasta inşa edilmiş olan Athena Tapınağı 6×10 m. sütunlu Dor düzeninde bir yapıdır. Tapınağın temellerinden yalnız bazı parçalar kalmış olmakla birlikte batı kanat kısmen 1.20 m. yüksekliğe değin korunmuştur. Tapınağın sütun ve   arşitrav parçaları halen Berlin Müzesindedir. Kentin en önemli tapınağının Tanrıça Athena’ ya ait olması, İzmir, Milet, Eriythrai, Foça ve Assos’ta da görüldüğü gibi Batı Anadolu’nun yerleşmiş bir geleneğidir.
Kütüphane: Athena kutsal alanının kuzeyinde bitişik yapı ünlü Bergama kütüphanesinin kalıntılarıdır. Eskiden galerinin üst katından girilen kütüphane, II. Eumenes devrine ait olup 13.53X 15.35 m boyutlarında büyük bir okuma odasına sahiptir. Tahta raflarla donatılmış kütüphanede 3.50 m. yüksekliğinde Athena heykeli vardı. Bu heykel şu anda Berlin Müzesindedir. II. Eumenes döneminde zenginleşen kütüphanenin en büyük rakibi İskenderiye Kütüphanesiydi.
Saraylar: Athena tapınağını çeviren stoalar ve kütüphanenin hemen doğusunda Bergama krallarının saraylarına ait kalıntılar yer almaktadır. Bunlar ortasında avluları bulunan peristyl tipinde iki büyük evdir. Kuzeydeki küçük evin Attolos daha büyük olanın da Eumenes döneminde yapılmış oldukları kabul edilmektedir. Saraylarda bulunan mozaik parçaları şimdi Berlin Müzesinde saklanmaktadır.

Arsenaller: Askeri malzeme deposu olarak bilinen Arsenaller akropolün kuzey ucunda Sarayların ve Trajaneun’un ötesinde 10 m. kadar aşağı düzeyde bulunmaktaydı. Bunlar birbirine paralel 5 uzun yapıdır.
Trajaneum: Tanrılaştırılan Roma İmparatoru Trajan için yapılmış olan akropolün en yüksek terasıdır. Daha önce burada bir Helenistik dönem yapısının bulunduğu şüphesizdir. Üç tarafı stoalarla çevrili olan tapınak 68×58 m. büyüklüğünde bir teras üzerinde yükselmektedir. Tapınağın içinde Trajan ve Hadrian’ın kolosal mermer heykellerinin başları bulunmuştur. Söz konusu eserler Berlin Müzesindedir.
Tiyatro:Bergama Tiyatrosu dik bir yamaç üzerine kurulmuş olup, Helenistik dönemin en güzel mimari eserlerindendir. Batı Anadolu’nun en dik tiyatrosu olan yapı 10.000 kişiliktir. Sahne kısmı Helenistik dönemde ahşap idi. Yalnızca oyun günleri kuruluyor sonra   yeniden kaldırılıyordu.
Dionysos Tapınağı: Bergamalılar bu göz alıcı tapınağı özel bir düşünce ile 250 m.lik tiyatro terasının kuzeyinde bütün gezi yerine egemen olacak şekilde inşa etmişlerdi. Sunağı ile birlikte çok iyi korunmuş olan tapınak zengin profilli, bir podyum üzerinde yükselen İon düzeninde bir prostylosdur. Uzun bir yolun bitiş noktasında yer alışı ve bütün gözleri üzerinde toplayan bir anıt oluşu ile bu eser, Roma sanat anlayışı ile birlikte Avrupa Barok mimarisini de etkilemiştir. Helenistik dönem ve Roma çağına ait orijinal   parçalar Berlin Müzesinde saklanmaktadır.
Zeus Sunağı: Athena Tapınağı alt terasında 25 m. kadar aşağısında bulunuyordu. Bu yer yaklaşık 69×77 m. büyüklüğündeydi ve büyük sunak tam ortasında yükseliyordu. Büyük bir olasılıkla sunağın dört bir yanı açıktı ve anıt her yerden rahatlıkla görülüyordu. Akropolde   yalnız temelleri görülebilen sunağın tüm mimari parçaları ve kabartmaları bugün Berlin Müzesinde eskisine yakın bir şekilde tamamlanarak sergilenmektedir.
Agora: Zeus Sunağının güneyinde yukarı Agora yer alır. Helenistik döneme aittir. Tüccarların tanrısı Hermes’e ait Agora Dor üslubunda yapılmıştır. Meydanın batı kenarında Demeter tapınağının temelleri görülmektedir.
Gymnasionlar: Bergama kentinin üst üste üç ayrı terasta yer alan görkemli Gymnasionu vardı. Ele geçen yazıtlardan alttaki terasların çocuklara, ortadaki terasın delikanlılara üstteki terasın büyüklere ait olduğu anlaşılmıştır.
Asklepion: Sağlık ve hekimlik tanrısı olarak bilinen Asklepios, Apollonun oğullarından biridir. Asklepios’un yeri anlamına gelen Aesklepion ilk çağlarda Bergama’da önemli sağlık merkezidir. Sütunlu bir caddeden sonra Asklepiona gelinir. Buradaki tedavi şekilleri arasında şifalı su, çamur kürü, spor, tiyatro, psikoterapi yer almaktadır. Girişte solda bulunan yapı Asklepios tapınağıdır. Sağlık tanrısı adına M.S. 150 yıllarında bağışlarla yapılan tapınak bir kubbe ile örtülü ve duvarları 3 m. kalınlığındadır. Burada su sesi ve telkinlerden faydalanarak hastaların iyileşmesi sağlanırdı.
Serapis Tapınağı: Eski Bergama’nın en büyük yapısı, halkın kızıl avlu olarak adlandırdığı kırmızı tuğla ile inşa edilmiş olan ve Mısır tanrılarına adanmış olan tapınaktır Bu tapınak bugün Bergama kentinin içinde kalmıştır.

İon’ların Kenti FOÇA resimleri

izmir’in 70 km. kuzeybatısında kalan Foça, İon’ların Ege sahillerinde kurdukları 12 İon kenti arasında en önemli merkezlerden biridir. Foça, tarihi ve arkeolojik öneminin yanı sıra, Homeros destanında adı geçen mitolojik bir yerleşmedir.
“Horoz” ve “Fok Balığı” olmak üzere iki sembolü olan Foça mitolojik, arkeolojik, tarihi, doğa ve kentsel sitin bir arada olduğu özgün bir ilçedir. Siren Kayalıkları, Şeytan Hamamı, Taş Ev (Anıt Mezar), Beş Kapılar (Ceneviz) Kalesi, Osmanlı dönemine ait Dış Kale, Fatih Camii, Kayalar Camii, Hafız Süleyman Camii ve Osmanlı Mezarlığı ile Ege mimarisinin özelliklerini taşıyan sivil mimari yapıları, Foça’nın çevre değerlerini zenginleştiren unsurlardır.
Tarihçe: Yunanistan’daki Dor istilasından kaçarak Ege sahillerine çıkan ve burada Smyrna dahil bir çok yerleşim yeri kuran İonların kurdukları önemli merkezlerden biri de Foça’dır. Antik Foça kenti 12 İon birliğine dahil olup, Aiolis bölgesinde yer alır. Antik kent Phokaia adını ‘fok’ lardan alan Foça, döneminde önemli bir liman ve deniz gücüne sahipti . Foça elindeki deniz filosu ile, Korsika’da Alain, Pastum yanındaki Velia, Marsilya ve İspanya’nın doğu kıyılarında yer alan kentlerde koloniler kurmuştur. Foça, Pers, Büyük İskender, Cenevizliler, Osmanlı dönemlerini yaşamıştır.
İ.Ö.7.yüzyıldan başlayarak hızlı bir yükselme dönemine giren Phokaia kenti, ‘Tarihin Babası’ Heredot’a göre denizcilikte büyük gelişme göstermiştir. 50 kürekli ve 500 yolcu taşıma gücünde, hızlı tekneler kullanan Phokaialılar, uzun deniz yolculuğuna çıkan ilk Helenlerdir. Adriyatik Etruria, İberia ve Tartessos’u Helen dünyasına tanıtmışlardır.
İklim: Foça’da tamamen Akdeniz iklimi hüküm sürer. Kışları yağışlı ve ılık, yazları ise kurak geçer. Üç yandan serin bir deniz havası alır. Yaz aylarının ortalama sıcaklığı 26 derece, deniz suyu sıcaklığı is 22 derecedir. Yaz mevsiminin en sıcak ayları Temmuz ve Ağustostur.

Doğubayazıt’a Ulaşım nasıl olur

Karayolu: Doğubayazıt, Türkiye-İran transit yolu üzerinde yer aldığı için karayoluyla buraya ulaşmak oldukça kolaydır. İlçede faaliyet gösteren üç otobüs firması Ankara, İstanbul, İzmir, Erzurum, Ağrı, Van, Iğdır ve diğer önemli merkezlere düzenli seferler yapmaktadır.
Havayolu: Ayrıca tarifeli uçuşlarla Ağrı, Van ve Erzurum’a gelindiği takdirde, buralardan Doğubayazıt’a karayoluyla hemen hemen günün her saatinde ulaşmak mümkündür

Aydın Mağaraları özellikleri ve resimleri

Karaca Mağarası
Yeri: Aydın, Kuşadası İlçesi
Özellikleri: Pasif bir mağaradır. Pasif mağara olduğundan içerisinde akarsu yoktur. Ancak, tavandaki çatlaklardan damlayan sular, çeşitli damlataş şekillerinin oluşumunun günümüzde de devam etmesine sebep olmaktadır. Ayrıca, mağara içerisinde traverten havuzları ve bir kaç küçük gölcük yer almaktadır. Mağara içerisinde belirgin bir hava hareketi söz konusu değildir. Mağara havasının nemi, ağız kısmından içeriye doğru gidildikçe nispi bir artış göstermektedir.
Sırtlanini Mağarası

Yeri: Aydın, Karacasu İlçesi
Mağara Karacasu İlçesi, Yukarı Çamarası ile Narlıgedik köyü arasında yer alır. Mağaraya her iki köyden de gidilebilir. 20-25 dakikalık bir yürüyüşle Narlıgedik köyü daha yakındır. Afrodisias harabelerine de yakındır.

Özellikleri:
Toplam uzunluğu 348 m. (Ana Galeri:147 m.) olan mağaranın girişe göre en derin noktası -32 m dir. Yatay ve kuru bir mağaradır.
Mağara çok dar bir ağızla başlar. 4-5 m. sonra asıl mağara boşluğuna ulaşılır. Salon yan yana gelişip duvar şeklini alan sütunlarla 5-6 bölüme ayrılmıştır. Salona bağlı tüm odalar sarkıt, dikit ve sütunlarla süslüdür. Dışarıda ısı 28ºC, nispi nem yüzde 44 iken, mağara içinde ısı 17ºC ve nem miktarı %85′tir.

İznik Türbeleri, Hanları, Hamamları resimleri

Türbeler
Şeyh Kutbettın Camı Ve Türbesi, Eşref-1 Rumî Camı Ve Türbesi, Yakub Çelebi Zaviyesi Ve Türbesi, Kırgızlar Türbesi , Sarı Saltuk Türbesi, Åandarli Hayrettin Paşa Türbesi, Åandarli İbrahim Paşa Türbesi Ve İmareti, Åandarli Halil Paşa Türbesi, Huysuzlar Türbesi, Ahiveyn Sultan Türbesi, Abdülvahap Sancaktarı Türbesi İznik’in önemli türbeleridir.
Han ve Hamamlar
Rüstem Paşa Hanı:Bu gün evler arasında kalmış duvar kalıntıları halindedir. Yalnız kuzey ve batı duvarının bir bölümü ayaktadır. Yapı XVI. yy. da Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Rüstem Paşa adına Mimar Sinan tarafından inşa edildiği sanılmaktadır.
İsmail Bey Hamamı:XIV. yy sonları ile XV. yy başlarına aittir. İç mimarisiyle seçkin bir yapıdır.
Haci Hamza Hamamı:Mahmut Çelebi Caminin yanındadır, ikinci Murat hamamı olarak da anılır. XV. yy da inşa edilmiştir.
Meydan Hamamı:1.Murat Hamamı olarak da bilinir. Çifte hamam biçiminde inşa edilmiştir. Hamam XIV. yy sonlarına tarihlenir.

Kirazlı Manastırı (Erdek) resimleri

Antik dönemde Didumus Dağı olarak bilinen dağın eteğinde manastır, kilise ve yapı gruplarından oluşan bir kompleks duvar tekniğine göre 19.yy’(1800’lü yıllarda) Rumların kullandığı bir dini anıt yapı mevcut temellerden ve duvar kalıntılarından bodrum üzerine 2 katlı bir yapı olduğu anlaşılmaktadır. Bugün mevcut olan kilisenin güney duvarı ile ABSIS duvarının bir kısmı ayakta ve yüzeyde bulunmaktadır. Kyzikos Kentinin güneybatısında Roma döneminden dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen Hadrianus Mabedi kalıntıları bulunmaktadır.

Marmaris Müzesi genel bilgileri

Yat Limanı arkasında bulunan kalede yer alan Marmaris Müzesi, kalenin 1980–1990 yılları arasında restore edilmesiyle 1991 yılında ziyarete açılmıştır.Beşik tonozlu giriş bahçeye açılmaktadır.Avlunun sağındaki ve solundaki merdivenler surlara çıkış sağlamaktadır.Beşik tonozlu mekanlardan ikisi Arkeoloji Salonu olarak düzenlemiştir.
Bu salonlarda Helenistik, Roma, Bizans dönemlerine ait amphoralar ile Knidos, Burgaz, Hisarönü kazılarından çıkarılan pişmiş toprak kandiller, figürinler, cam eserler, sikkeler, süs eşyaları sergilenmektedir.
Etnografya Salonu’nda ise, Osmanlı dönemi sonuna tarihlenen günlük yaşamla ilgili dokuma, halı, kilim, mobilya, bakır mutfak eşyaları, silahlar, takılar sergilenmektedir.Ayrıca bahçede de çeşitli taş eserler bulunmaktadır.

Selçuk Efes Arkeoloji Müzesi

Müzede, Efes örenlerinde ve çevresinde gün ışığına çıkarılmış olan eser korunmaktadır. Birinci dünya savaşından önce bulunmuş olan eserlerin çoğu Viyana Müzesi’ne götürülmüştür. Bununla beraber ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra ele geçen taşınabilir eserlerin tamamı yöresel müzeye konmuştur.
Müzede sırasıyla Miken, Arkaik, Roma, Bizans ve Türk çağlarına ait eserler sergilenmektedir. 500 m².’lik alana sahip tek katlı yapıda dört salon ve avluda çoğunluğu Efes Antik Kentinde yapılan kazılarda ve bir kısmı Klaros gibi yakın çevrede ortaya çıkarılmış yaklaşık 50.000 eser bulunmaktadır. Müze Arkeoloji ve Etnografya (Arasta) olmak üzere iki ana bölümden oluşur. Salonlara (Yamaç Evleri buluntuları, Çeşme buluntuları, Artemis, Ephesus salonu vs.) isimler verilmiştir.

Bodrum’da Yat Turizmi

Yapım, bakım, onarım ve işletmeciliği kapsayan yat turizminin merkezi Bodrum’dur. İçmeler Tersanesinde ismi artık neredeyse Bodrum’la özdeşleşmiş gulet tipi tekne yapımı geleneği sürdürülmektedir. Tersane büyüklüğündeki tesiste de modern teknoloji ile 30 metre uzunluğundaki lüks yelkenli yatlar inşa edilebilmektedir.
Bodrum’da 275 yat kapasiteli marina bulunmaktadır. Ayrıca 12 çekek yerinde yatların bakım, onarım ve kışlama hizmeti verilmektedir.

Bodrum yat yarışları, tamamıyla deneyimsiz insanların hatta bebeklerin bile katılabildiği belki de dünyadaki tek yat yarışıdır. Bodrum Cup, 15-30 m. uzunluğunda, lüks guletlerin yarıştığı en konforlu yarıştır. İsteyen yarışa aktif olarak katılmakta veya işi mürettebata bırakarak çevrenin tadını çıkarabilmektedir.

Bodrum Kalesi (Saint Petrum)

M.S. 15. yy.da Rodos Şövalyeleri tarafından St. Peter adına 99 yılda inşa edilmiştir. Halikarnassos’un ilk kurulduğu noktada Zephyrion adası üzerine kurulmuştur. Kale’nin yapımı sırasında Mausolos Anıt Mezarının taşları ve rölyefleri kale duvarlarında kullanılmıştır. Osmanlılar zamanında Kale içindeki kiliseye bir minare ilave edilerek bir cami haline getirilmiştir. Ayrıca bir de küçük Türk Hamamı inşa edilmiştir. 1595′te hapishane olarak kullanılan Kale bugün müze olarak düzenlenmiştir. Yaklaşık 30.000 m²’lik alana sahip olan kalede 5 kule vardır. Bunlar Fransız, İngiliz, İtalyan, Alman kuleleri ile Yılanlı Kule’dir.

Kuşadasına Ulaşım

Aydın il merkezine 71 km. uzaklıkta, Ege Bölgesi’nin denizle buluştuğu kıyı şeridinde yer almaktadır. Kuzeyde Selçuk ve Pamucak, güneyde Dilek Yarımadası ile sınırlanan ilçe merkezi İzmir, Efes, Meryemana, Milet, Didim, Pamukkale, Marmaris, Bodrum gibi önemli turistik merkezlerin odağında bulunmaktadır. Kuşadası Limanı, Yunanistan’a ait Sisam adasına yakın olması nedeniyle, buraya gelen turistler için Türkiye’nin ikinci önemli deniz kapısıdır.
Kuşadası’na kara ve deniz yolu ile ulaşım imkanı vardır. Kuşadası Limanı bölgenin önemli limanlarındandır. En yakın havaalanı İzmir’dedir.

Kayseri Hakkında Genel Bilgiler

Yüzölçümü: 6.570 km²Nüfus: 253.239 (2000)
İl Trafik No: 40
Binlerce yıldır çeşitli uygarlıklara sahne olan Kırşehir ili, yalnız çeşitli tarihi eserleri, yeraltı şehirleri ile değil zengin termal kaynakları, Seyfe Gölü (Kuş Cenneti) gibi doğal güzellikleri ile de dikkat çekmektedir.
İLÇELER:
Kırşehir ilinin ilçeleri ; Akçakent, Akpınar, Boztepe, Çiçekdağı, Kaman ve Mucur’dur.
Akçakent İlçesi: 09.05.1990 Tarihinde ilçe olmuştur. 21 köyü vardır, yüzölçümü 459 km2, yükseklik 1410 m’dir. İlçe’nin içinde Kırşehir’in tek doğal ormanı olan meşe ormanlığı yer alır, mesire yeri ve turizm için elverişlidir. İle olan uzaklığı 69 km’dir.
Akpınar İlçesi: 04.07.1987 Tarihinde ilçe olmuştur. Yüzölçümü 568 km2, yüksekliği 1212 m’dir. 26 köyü vardır, İle olan uzaklığı 39 km’dir.

Uludağda Kayak

Uludağ, Marmara Bölgesi’nin geniş düzlüklerine yayılmış, Bursa ili sınırları içinde yer alıp, ülkemizin en çok rağbet gören kış ve kayak merkezi konumunda. Dağın 12.732 hektarlık bölümü, 1961 yılında Milli Park olarak ayrılmış. Milli Park statüsü uygulamalı Uludağ da ziyaretçiler yıl boyu konaklama tesislerinden ve Kirazlıyayla, Sarıalan, Çobankaya’da düzenlenmiş olan günübirlik alanlardan da yararlanabiliyorlar.
Aralık ayından başlayıp Nisan ayına kadar karla kaplı alanlarında kayak yapmaya elverişli sahalar ve yüksek kar kalitesi ile kış sporları için makbul sayılan pistler bulunuyor.
Uludağda neler yapılır
Uludağ’a kayak sporu için çıkanlar becerilerine göre farklı özellikteki 10 ayrı pistte kayabiliyorlar. Otellerin kar kıyafeti satan mağazalarından kayak kıyafeti kiralanabilen veya satın alınabilen kayak kıyafetleri kayak takımları ile ilgili bürolarından kayak öğretmenleri nezaretinde 5 ila 10 saat süreli derslerle kayak öğrenilebiliyor. Çeşitli yerlerde kullanıma sunulan kar motorları, atv, kızak gibi tekerlek ve paletli araçlarla kar gezileri yapılıyor. Kayak yapmayacak olanlar öncelikle oteller bölgesinin 3 km lik gezi parkurunda, temiz havada zindelik kazandıran yürüyüşler yapabiliyor

Bursa’nın 36 km güneyinde bulunan Uludağ, karayolu ile Bursa ya 40 km uzaklıkta yer alıyor. Ulaşım için karayolunun yanı sıra telefrik ile kent merkezinden Sarılana dek karşılıklı seferler düzenleniyor. 20 dakikada Sarıalan Kamp alanına gelen ziyaretçiler bu noktadan itibaren oteller bölgesine minibüs seferleri ile ulaşabiliyorlar.
Öncelikle özel araçlarıyla bilhassa kışın dağa çıkacak olanların lastik dişleri aşınmamış olmalı. Buzlanma ve aşırı kar yağışıyla kar kaplı zeminler zincir takmayı gerektiriyorsa yol boyunca neredeyse sanayi haline gelen zincircilerden satın alınabilir, kiralanabilir, zincir taktırılabilir.

Ne yenir
Uludağ da ki yiyeceklerin en başında et ızgaralar geliyor! Yaz kış dağ yolu boyunca kurulmuş olan kır lokantaları ve restoranlar da Uludağ’ın temiz havasında beslenmiş süt kuzuları taze et olarak piknikçilere sunuluyor. Kır lokantaları açık havada iştahları açılanlara ayrıca kendi yaptıkları sucukları da pişiriyorlar. Dağın yöresel yiyecekleri olan et ızgara çeşitleri yanında bir hayli rağbet gören sucuk ekmek ve sıcak şarap oluyor.

Ekim 14 Bodrum’un Antik Kentleri

Antik Tiyatro: Bodrum-Turgutreis yolu üzerinde yeralmaktadır. 13.000 kişilik tiyatronun yapılan kazılardan sahne bölümü ortaya çıkarılmış ve oturma yerleri restore edilmiştir.
Kaya Mezarları:Tiyatronun daha yukarısında ve yamaçta Helenistik ve Roma devrine ait kaya mezarları bulunmaktadır.
Myndos Kapısı: Kentin batısında, Halikarnassos’un giriş kapılarından biriydi. Myndos kapısı iki anıtsal kule ile onların ardında şehre girilen kapının yer aldığı bir iç avludan oluşmaktaydı. Bu kapının kuzeyinde yer alan surlar ile kulelerin onarımının birinci aşaması 1999 yılında tamamlanmıştır.
Çıfıt Kale (Aspat): Yarımadanın güneybatısında Bağla koyuna yakın bir kayalık üzerinde kurulmuştur. Çeşitli uygarlıklara ait kalıntılar yer almaktadır.
Antik Kentler: Myndos (Gümüşlük), Termena (Akçaalan) Telmisos (Gürece), Kadıyanda (Aşağıgöl), Theangela (Etrin) Yarımada bulunan antik kentlerdir.
Stratonikeia: Yatağan – Milas karayolu üzerinde bulunan Eskihisar köyündeki harabeler Karya, Roma, Bizans devirlerine ait zengin kalıntılara ev sahipliği yapmaktadır.
Lagina: Yatağan’ın Turgut mevkisindeki Hekate tapınağına toprak yoldan (9 km.) gidilerek ulaşılır. Karia’nın önemli merkezlerinden biri olan Lagina’nın antik bronz çağından beri yerleşim olduğu, yapılan kazılardan anlaşılmaktadır.
Sedir Adeun (Kedreae): Gökova – Akyaka’dan ya da Çamlıköy’den denizyolu ile ulaşılabilen Sedir Adası, doğal ve tarihi güzellikleriyle yörenin gözde ören yerlerindendir. Apollo Tapınağı, tiyatro, antik liman ada da görülecek ilk kalıntılardır. Ünlü Kleopatra plajı da bu adadır.
Sarnıçlar: Yarımadanın hemen tamamında Osmanlılar tarafından yapılan ve bugün ‘Gümbet’ olarak tanımlanan sarnıçlar görülür. Zamanın zenginleri tarafından kendi adlarına inşa edilmişlerdir.

Aksaray’ın Coğrafya Bilgileri

Aksaray, kuzeyden Kırşehir, doğudan Nevşehir, güney doğudan Niğde, kuzey batıdan Ankara ve batı ve güneyden Konya illeri ile çevrilidir.
Türkiye’nin ikinci büyük gölü olan Tuz Gölünün güneydoğusunda yer alan Aksaray ilinin yeryüzü şekillerini, Hasan Dağı, Melendiz Dağları ve Ekecik Dağı gibi eski volkanik dağlar ile bu dağlardan püsküren lavların meydana getirdiği platolar ve ovalar oluşturmaktadır.
Aksaray İlinde İç Anadolu iklimi olan karasal iklim özellikleri görülmektedir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve genellikle karlı geçmektedir.

Çorum Geniş Bilgi Tatil

Genel Değerlendirme
Çorum İli, tarihin derinliklerinden günümüze dikkate değer izler taşıyan bir bölgedir. Her tarafında en eski tarihlerden bugüne kadar gelmiş değişik medeniyetlere ait kalıntılara rastlanır. Hititler Anadolu egemenliğine bu bölgeden başlamışlardır.
Bölgede bu uygarlık kalıntıları bitişik veya üst üste bulunmaktadır. Bir Hitit höyüğü yanında bir Frig, Roma, Bizans devri mezarı veya taban mozaikleri, diğer yanda Selçuklu Kervansarayına ait yıkıntı yerleri ve onun yanında Osmanlı eserlerine rastlamak mümkündür.
Çok sayıda tarih öncesi devrin en belirgin özelliğini taşıyan tabii ve yapma mağaralar mevcuttur. Yazılı tarih öncesi ve sonrası uygarlıkların kalıntıları, yapılan kazılarla gün ışığına çıkmakta ve Çorum bölgesinin uygarlık tarihinde eski bir medeniyet merkezi olduğunu göstermektedir.
ÇORUM ADININ KÖKENİ
Çorum adının kaynakları ile ilgili muhtelif rivayetler ve bilgiler vardır.
Bizans (Doğu Roma) Kaynaklarına Göre
Anadolu’nun Türkleşmeye başladığı 1071 Malazgirt Meydan Savaşından çok önce Türk boyları yavaş yavaş Anadolu’ya sızmaya ve yerleşmeye başlamışlardır. Bu tarihte Bizans’a bağlı olan Çorum, Nikonya (Yankoniye) adını taşımaktaydı.
Danişmendname’ ye Göre
Melik Ahmet Danişmend çetin savaşlardan sonra Bizans’ın elinden Çorum bölgesini alır.Halk müslüman olup bağlılık gösterir. Ancak bu tutumları, Melik Ahmed’ i ve ileri gelen komutanları bir ziyafette zehirlemek istemelerinden dolayı bir tuzaktır. Bu kötü niyetlerini ve şehrin bir depremle tamamen yıkılacağını Melik Ahmet bir gece rüyasında görür. Melik Ahmet bu rüyanın verdiği endişe ile uyanırken şehir sallanmaya başlar. Askerlerini ve arkadaşlarını derhal kaleden çıkarır.
Kaledeki Bizanslılar müslümanların çekilişinden memnun kalarak kaleyi tekrar kapatarak savaş hazırlığına başlarlar ve yeniden dinlerine dönerler. Fakat deprem yeniden şiddetlenerek kale ve şehir tamamen harabeye döner. Bizanslılara bu saldırılarından dolayı, suçlu anlamına gelen “Cürümlü” adı verilir, zamanla bu “Çorumlu” olur.
Evliya Çelebi Seyahatnamesine Göre
Evliya Çelebi Seyahatnamesinin II.Cildi 407.sahifesinde bölgenin havasının astım hastalarına iyi gelmesi nedeniyle, Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan hasta oğlu Yakup Mirza’ yı ve yüzlerce çorluyu (bakımsız, zayıf, hastaları) buraya göndermiş ve bunlar sağlıklarına kavuşmuşlardır. Bundan dolayı şehre Çorum denilmiştir.
Çorum’un çevresinin dağlarla çevrili oldukça geniş bir ova olmasından dolayı (Çevrim) denildiği, halk ağzında Çorum’a dönüştüğü söylenmektedir.
Çorum (önceleri bazen Çorumlu) Türklerin bölgeye gelmesiyle bu adı almıştır. Çorum veya Çorumlu adının Oğuz boylarından Alayunt’lu boyunun bir oymağına ait olduğu belirtilmektedir.
İSLAM ÖNCESİ ÇORUM
Çorum bölgesi, tarihi ve kültürel açıdan günümüzden 7000 yıl öncesine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Bölgede sırasıyla Kalkolitik (Taş), Eski Tunç Çağı, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Helenistik, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserlere rastlanmaktadır.
Paleolitik (Yontma Taş) ve Neolitik (Cilalı Taş) Devirler
Çorum bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda az sayıda bulunan bazı taş aletler, bu bölgede Yontma Taş (Paleolitik) ve Cilalı Taş Devrinin (Neolitik) yaşandığına ilişkin kanaat oluşturmakla beraber, bu devirlere ait yerleşmeler konusunda kesin bir sonuç elde edilememiştir.
Kalkolitik Devir (Taş Çağı) M.Ö. 5000-3000
Çorum ve çevresinde ilk yerleşim M.Ö. 5000 yıllarına, Kalkolitik dönemin 4. aşamasına rastlar. Yörede kazısı yapılan merkezlerin hemen hepsinde, Kalkolitik çağa ait kaplar ve bakırdan yapılma malzemeler bulunmuştur. Ayrıca yörede diğer maden yataklarının bulunması, teknolojik evrimi çabuklaştırmış ve bölgede zengin etnik grupların ve krallıkların ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bu devir eserlerine Alacahöyük, Büyük Güllücek, Boğazköy, Eskiyapar ve Kuşsaray’ da rastlanmıştır. Yerleşimler bu dönemden itibaren devamlılık göstermiştir. En önemli Kalkolitik yerleşme, Alaca’nın Büyükgüllücek köyünde yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır.
Bu dönem mimarisinde Orta Anadolu için tipik 2-3-4 odalı evler, elde yapılmış siyah, gri, kırmızı renkli seramikler, bu devir için karakteristiktir. Bu dönemde damga mühür kullanımı yaygınlaşmış, idollerin (şematik insan tasvirleri) sayısı artmıştır.
Tunç Çağı (Maden Devri) M.Ö. 3000-1000
Çorum İlinin tarihinde en önemli dönem Tunç Çağıdır. Bakır ve kalayın karıştırılmasıyla elde edilen “tunç” döneme de ismini vermiştir. M.Ö. 3000-1000 yıllarına kadar süren bu dönem üçe ayrılır.
Çorum ve çevresinde M.Ö. 3000 yıllarında etrafı surlarla çevrili pek çok şehir devletinin varlığı, yapılan arkeolojik kazılarla belirlenmiştir. Başlangıçta nadir eşyanın yapımında kullanılan Tunç, henüz yaygınlaşmamıştır. Eski Tunç I. evresine bazen Bakır Devri de denmektedir. Bu dönem 500 yıl kadar sürmüştür. Bu sürenin sonunda Tunç eşyalarının yapımı ve kullanımı yaygınlaşmaya ve halka mal olmaya başlar.
Bu döneme de Eski Tunç II. Dönemi denir ve M.Ö. 2500-2300 yılları arasında yaşanmıştır. Alacahöyük, bu dönemin en zengin şehirlerinden biri olarak karşımıza çıkar. Eski Tunç III. Döneminde (2300-2000) Anadolu, çok sayıda şehir devletlerinden oluşan, oldukça renkli etnik bir görünüm sunan, kavimler topluluğu halindedir. Alacahöyük beldesinde yapılan kazılar sonunda elde edilen eserler, Tunç Çağı’nın III. Dönemine aittir.
Anadolu’da bu devirde zengin şehir devletleri kuran kavim Hattiler’ dir. Hattiler Anadolu’ da ismi bilinen en eski yerli kavim olarak karşımıza çıkmaktadır.
Orta Tunç Devri
Orta Tunç Devri Anadolu’da Asur Ticaret Kolonilerinin ve Eski Hitit Devletinin ortaya çıktığı dönemdir. Eski Tunç çağından yazının kullanılmaya başlanmasıyla ayrılır.
Asur Ticaret Kolonileri Çağı (M.Ö. 1950-1850)
M.Ö. II. bin yılı başlarında Anadolu zengin ve bayındır bir yerleşim yeriydi. Anadolu’nun bu durumunu bilen Mezopotamyalılar Asur Devletinin önderliğinde Anadolu’yla ticaretlerini geliştirdiler. Asurlular dokuz Anadolu kentinin yanına Pazar şehri “Karum” kurdular. Boğazköy de (Boğazkale) “Hattuş-Karum” adıyla kurulan şehir, bu ticaret merkezlerinden biriydi. Asur’ a bağlı olan bu Karumlar ticaret ve yol güvenliği için yerel yöneticilere vergi veriyorlardı.
Bu ticaret ilişkileri Anadolu’yu kültürel, ekonomik ve politik yönden etkilemiştir. M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu yazıyı tanımıştır.
Bu çağın önemli eserleri silindir ve damga, mühürler, tabletler, insan ve hayvan heykelcikleri ile hayvan biçimli içki kaplarıdır (riton). Çanak-çömlek yapımı, çarkın kullanılmasıyla büyük gelişme göstermiştir. Anadolu’da yaşamakta olan sanat, yerli gelenek ve görenekler Mezopotamya’ dan gelen etkilerle gelişmiş, yeni bir boyut kazanarak daha sonraki Hitit sanatının temelleri atılmıştır.
HİTİT TARİHİ( M.Ö. 1650-1200 )
Asur Ticaret Kolonileri dönemi, sosyal ve siyasal yeni görüşlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yerel Prenslerle yönetilen Anadolu’da, Mezopotamya’daki gibi merkezi devlet fikri gelişmiş ve sonucunda iç mücadeleler başlamıştır. Hint-Avrupalı bir kavim olan Hititler, MÖ.3000 yıllarının sonunda küçük gruplar halinde Kafkaslar üzerinden Anadolu’ ya girerek yerli halk Hatti nüfusu ile karıştılar .
Hititler, Asurluların Anadolu’ dan çıkma zorunda kalmasıyla devlet idaresini ellerine almışlardır. Anadolu’nun yerli halkıyla kaynaşıp Hitit Devleti’ni kurmuşlardır. Bu devletin kurucusu Labarna‘dır. Başkenti ise Boğazkale-Hattuşa’ dır.
Hitit tarihi M.Ö. 1650-1450 eski krallık ve M.Ö. 1450-1200 Hitit İmparatorluk Devri olmak üzere iki safhada incelenir. Hititler Anadolu’da hakimiyeti kurduktan sonra Suriye’ye seferler yapmışlardır. M.Ö. 1274’ de Mısır’la yaptıkları Kadeş Savaşı sonrası, M.Ö. 1269 yılında tarihteki ilk yazılı anlaşma olan Kadeş Anlaşmasını gerçekleştirmişlerdir. Hitit Devletinin kuruluşundan itibaren, sanattaki Mezopotamyalı unsurlar kaybolarak, Anadolu’nun yerli sanatıyla birleşmiştir. Sanatta, boyutları büyümüş anıtsal eserler ortaya çıkmıştır. Mabetler, saraylar, sosyal yapılar, kaya kabartmaları ve orthostatlarla (bina cephelerinde alt sırada yer alan kabartmalı taşlar) önceki sanattan ayrılır. Hitit Devleti M.Ö. 1200 yıllarında deniz kavimleri göçü ve kuzeyden Kaşka kavmi saldırılarıyla yıkılmıştır.
Hitit Siyasi Tarihi
M.Ö. 1800 yılları, Anadolu tarihinin başlangıcı yerli Aglutinant dil grubuna ait Hattiler ve Hint Avrupalı Hititler hakkında ilk bilgilerin edinildiği dönemdir. Bu çağ, Hitit kültürünün başlangıç ve gelişme aşamalarının kaynağıdır. M.Ö 2500-2000 yılları arasında Kuzey Kapadokya ve Orta Karadeniz bölgesinde gelişmiş kültürün temsilcisi Hattiler’ di. Şehir devletleri tarafından yönetilen bu bölgenin müstahkem şehirleri, kral mezarları, hazineleri, Hatti kültürünün simgeleridir. M.Ö 2000 yılları sonlarında büyük savaşlar sonucunda çıkan yangınlarla sona eren bu çağı, Asur Ticaret Kolonileri dönemi izler. Yazılı kaynaklardan Hititlerin, Anadolu’ya M.Ö. 3. binin son yıllarında, 2. binin başında küçük gruplar halinde, girmeye başladıkları ihtimali çıkmaktadır. Hititlerin Anadolu’ya kuzey Karadeniz üzerinden veya kuzeydoğudan, Kafkaslar üzerinden geldikleri ve Kızılırmak kavisinin kuzey kesimine yerleşmiş oldukları değerlendirilmektedir.
Yerkapı Boğazkale-Hattuşa (M.Ö. 13. yy.)
Birbirini izleyen akınlarla Orta Anadolu içlerine yayılan Hititler, zamanla etki alanlarını genişletmişler, Hattili Prenslerin arazilerine hakim olmuşlardır.
Asur Ticaret Kolonilerinin geç evresinde (M.Ö 1800-1730) Kuşşara Kralı Pithana ve oğlu Anitta tarih sahnesine çıktılar. Onlar Hitit diline Naşili adını veren Kaniş/Neşa’yi zaptedip krallığın ilk merkezi yaptılar. M.Ö. 1700’lerde Kuşşara kralı Anitta, Hattuş Krali Pijusti’yi yenip şehrini tahrip ettiğini anlatmaktadır. “Geceleyin yaptığım bir saldırı ile şehri aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her kim kral olur ve Hattuş’u yeniden iskan ederse gökyüzünün Fırtına Tanrısı’nın laneti üzerinde olsun.”
Hattuşa M.Ö. 17. yy.’ ın ikinci yarısında, Hitit Kralı I. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Eski Hitit Devleti’nin kurucusu I. Hattuşili Kızılırmak kavisi içindeki çekirdek ülkede birliği sağladıktan sonra, Kuzey Suriye ve Yukarı Fırat Bölgesi’nde Hurri Ülkesine karşı yönettiği akınlarla, kendisini izleyecek Hitit Krallarına bir Dünya devleti olma amacının işaretini veriyordu. Murşili istilalara güneyde devam ederek ve Suriye’deki şehir devletlerini devreden çıkartarak, Mezopotamya ticaret yollarını kontrol altına aldı. Halep ele geçirildi ve ordu Babil’e kadar ilerleyerek Hammurabi hanedanlığına son verdi.
Ancak, Murşili’nin Hantili tarafından öldürülmesi bir karışıklık dönemi getirir. Hantili idareyi ele aldıysa da o da öldürüldü. Hantili’den sonra tahta geçen Zidanta ve I. Huzziya’da Hantili ile aynı kaderi paylaşarak öldürüldüler.
Bu dönemde Hitit devleti, Torosların güneyindeki ülkeleri, Güney ve Güneydoğu Anadolu’daki diğer bölgeleri yeniden Mitanni Krallığı’na kaptırdı.
Telipinu tahta geçince, saraydaki kan davalarını durdurmayı başardı. Önceki kralların uzak bölgelere yaptıkları seferleri durdurarak, Anadolu’yu kendi içinde tutarlı bir idari teşkilat altına almaya çalıştı. Bu amaçla eyalet sistemini kurdu. Telipinu fermanı olarak bilinen fermanı yayınlayarak, taht verasetini belli kurallara bağladı.
Geleneksel Hitit tarihi çağ ayrımına göre, Telipinu devrini “Orta Krallık” adı verilen dönem izler. Bu dönem krallarından Tuthaliya I ve Arnuvanda I’in dikkatleri zaman zaman Hitit etki alanının Batı Anadolu’ya uzanması yolunda yoğunlaşmışsa da Hititler I. Hattuşili ve I. Murşili’nin başarılarından sonra, yeniden Kuzey Suriye’de etkili olma isteğinden vazgeçmemişlerdir. Tuthaliya’nın Ege Kıyılarında Aşşuva’ya dek uzanan başarılı bir askeri harekatının anlatıldığı, savaş ganimeti olup Çorum Müzesi’nde sergilenen tunç kılıç üzerindeki yazıt, bu anlamda yorumlanmaktadır..
Aynı zamanda I. Tuthaliya Hititlerin amansız düşmanı Kaşkalar’ la da başetmek zorunda kalmıştır. Metinlerde Tuthaliya zamanında, Fırat’ın yukarı yatağında kalan bölgelere ve Kuzey Mezopotamya’da Hurrilere karşı yapılan askeri harekatlardan söz edilmektedir. Bu başarılarla I. Tuthaliya’nın Hatti ülkesinde krallığın gücünü yeniden sağladığı anlaşılmaktadır. Ancak I. Tuthaliya’nın hükümdarlık alanı genelde Anadolu ile sınırlı kalmıştır.
I. Şuppiluliuma tahta geçince, öncelikle Anadolu’ daki hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. Daha sonra Suriye ve Kuzey Mezopotamya’ nin bazı bölgelerini Hitit Krallığı’ na katmıştır. Kaşka’ larla savaşmış, Ugarit Kralı II. Nigmedu ile bir anlaşma yapmıştır. Şuppiluliuma Mısır’ da Tutankhamon’ un ölümünden sonra çıkan çatışmaları fırsat bilmiş, Kargamış’ ı alarak Mitanni Krallığı’ na son vermiştir.
II.Murşili’nin, Anadolu’nun kuzeyindeki ve batısındaki seferleri, Hitit çekirdek ülkesinde vebanın hüküm sürdüğü ve giderek artan Asur etkisiyle Suriye’de huzursuzlukların yaşandığı bir döneme rastlamıştır. Bu arada Asur, Yukarı Mezopotamya’nın batısında Yukarı Belih Bölgesi’ne ve onu sınırlayan Kargamış’a kadar etki alanını genişletmişti. Büyük Kralın 9. hükümdarlık yılında Kargamış’ı yöneten Piyaşşili, Kizzuvatna ülkesinde, birlikte bir kült törenine (dini tören) katıldıkları sırada öldü. Suriye’de huzursuzluklar tekrar başladı, Kral’ın ordusunun başına geçerek Kargamış’a gelmesi ve Piyaşşili’nin oğlunu tahta geçirmesiyle Kargamış Ülkesi’ni düzene sokmuş ve Kuzey Suriye yeniden Büyük Hitit Kralı’nın sıkı denetimi altına girmiştir.
Babası Murşili’nin ardından fazla zorluk çekmeden tahta geçen11. Muvattalli, yirmi yıldan fazla ’’Büyük Kral’’ olarak hüküm sürmüştür. O’ nun küçük kardeşi Hattuşili, askeri birliklerin başı, saray memuru, kuzey sınırının sürekli huzursuz bölgelerinde ve Hattuşa’da Vali olarak Hükümdara birçok alanda hizmet vermiştir. Bu dönemde Muvattalli sarayını, tanrı ve atalarının heykelleri ile birlikte Hattuşa’dan Tarhuntaşşa’ya taşımıştır. Muvattalli zamanında Orta Suriye’deki Amurru bölgesi nedeniyle, Hititler’in anlaşmazlığa düştüğü ülke Mısır’dı. Bu anlaşmazlık Kadeş Savaşı’ na yol açtı. (M.Ö. 1274)
Günümüzde Mısır’ daki Abydos, Luksor, Abu Simbel’in duvarları ve Ramsesseum’un pylonlarının üzerindeki kabartmalarda, Yakındoğu’nun geçmişindeki en ünlü savaşlardan biri olan Kadeş Savaşı’ nın tasviri görülmektedir. Kabartmalara II.Ramses’in Hitit Kralı II. Muvattalli’yi yenerek elde ettiği zaferin kutlandığı hiyeroglif metinler eşik etmektedir. Firavun çok iyi hazırlanarak savaş alanında bizzat bulunmasına rağmen, savaşın asıl galibi Hititler olmuştur. Amurru yeniden Hitit yönetimi altına girmiş, ayrılıkçı yerel kral Benteşina ise Anadolu’ya sürülmüş, Kadeş Kalesi Hitit denetiminde kalmıştır.
Büyük Kral II. Muvattalli öldüğünde, eski bir kurala uyulmuş ve imparatorluğun en güçlü adamı olan kardeşi Hattuşili yerine, oğlu III. Murşili/Urhi-Teşup tahta geçmiştir. O, başkenti Tarhuntaşşa’dan, yeniden Hattuşa’ya taşımıştır. Büyük Kral ile imparatorluğun ikinci adamı Hattuşili arasındaki uzlaşmacı tutum, zamanla bozulmuş ve Büyük Kral’ın, amcası Hattuşili tarafından tahttan uzaklaştırılmasına neden olmuştur. III. Hattuşili bu durumu tanrıların karar verdiği bir “Hak Sorunu” olarak göstermiştir. Yasal bir biçimde tahta geçmediğinin bilincinde olduğu için III. Hattuşili, dini ve diplomatik görevlerine çok sıkı bir şekilde bağlıydı. Kült (Tapınma, ibadet) görevlerinde Büyük Kraliçe Puduhepa kendisine yardımcı olmaktaydı.
Bölgede II. Muvattalli döneminden ve Kadeş Savaşı’ ndan bu yana II. Ramses hüküm sürmekteydi. Hattuşili Asur ve Babil Hükümdarları ile olduğu gibi, II. Ramses ile de hükümdarlar arasındaki olağan ilişkilerini sürdürmüştür. I. Şuppiluliuma’ dan beri süregelen savaş durumunu sona erdirmiş ve Mısır ile barış antlaşmasını imzalamıştır. Antlaşma Hattuşa’ da ortaya çıkarılan ve günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan kil tabletten anlaşılmaktadır. Akadca yazılmıştır. Ayrıca Mısır-Karnak Ramesseum’ da da Mısır hiyeroglifi ile kaleme alınmış kopyaları görülmektedir. II. Ramses ile yapılan barış antlaşması, Hattuşili’ nin hükümdarlık döneminde ulaştığı bir zirvedir. Bu başarı kendisinin rakipleri Asur ve Babil ile Ege’ deki rakibi Ahhiyava karşısındaki konumunu güçlendirmiştir.
Kurallara uygun olmaksızın tahta çıkmış olmasına rağmen, III.Hattuşili önemli politik başarılar ve uluslararası takdir kazanmıştı; ancak Hattuşa’da tahtına çıkacak kişi ile ilgili düzenlemeyi yapmak da kendisi için önemliydi. Önceden seçilen varisten vazgeçilmiş ve yerine Prens IV. Tuthaliya seçilmişti. Tuthaliya tahta çıktıktan sonra, Tarhuntaşşa Kralı Kurunta ile antlaşma yapmış ve Tarhuntaşşa ülkesinin sınırları yeniden çizilmiştir. II. Muvattali’nin oğlu olarak hanedandan gelen Krala, imparatorluk hiyerarşisi içinde Karkamış Kralı ile aynı düzeyde yer verilmiştir.
Hitit İmparatorluğu’nun bilinen son hükümdarı IV. Tuthaliya’ nın oğlu II. Şuppiluliuma, başgösteren yiyecek sıkıntısıyla daha da gerginleşen duruma rağmen bazı askeri başarılar elde etmiştir. Hattuşa’da bugün Güneykale olarak adlandırılan kesimdeki bir yazıtta, II. Şuppiluliuma’ nın askeri birliklerinin Orta ve Güneybatı Anadolu’da başarıyla savaştığından, Tarhuntaşşa’ da da hükümdarın yeniden otorite kurduğundan söz edilir. Çivi yazılı belgeler de, Kargamış Kralı ve doğrudan Büyük Kral tarafından denetlenen Alaşiya (Kıbrıs) ülkesiyle antlaşma yapıldığı belirtilir.
Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 1200’den kısa bir süre sonra yıkılma nedeni halen tam olarak anlaşılamamıştır. İmparatorluğun yıkılmasına çeşitli etkenlerin neden olduğu değerlendirilmektedir. Son büyük kralın hüküm sürdüğü dönemde, halk içinde huzursuzluklar ve Hitit aristokrasisinde giderek artan çatışmalar başgöstermiştir. Hitit Devletinin ayakta olduğu son yıllara tarihlenen yazılı kaynaklar, sefalet içinde olduğu belirtilen Anadolu’ya Suriye ve Mısır’dan büyük miktarlarda tahıl sevk edildiğini kanıtlamaktadır. Aynı zamanda Anadolu’daki huzursuzluklar ve Suriye üzerindeki Hitit etkisinin azalması da Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasında neden ya da sonuç olarak değerlendirilmektedir. Arkeolojik araştırmalarda Hitit yerleşimlerinde bulunan yazılı belgeler, Anadolu’da aynı dönemde (M.Ö. 1800’ lü yıllarda) Hint-Avrupa dillerinin en eskisi Hititçe’den başka, yine aynı dil grubuna ait Luvi ve Pala dillerinin, ayrıca Hurrice, Hattice ve Akadca’ nın yazı dili olarak kullanıldığını göstermektedir. Çivi yazısı ile yazılan bu dillerde her işaret bir heceyi simgeler. Hititlerin kullandığı bir başka yazı türü de Luvi dilinde yazılan ve hiyeroglif denen resim yazısıdır. Hititlerin kullandığı ve Mısır hiyeroglifinden tamamen farklı olan bu hiyeroglifte, heceler hatta kelimeler tek bir işaretle temsil edilebiliyordu. Hiyeroglif daha çok mühürlerde ve kaya anıtları gibi büyük yazıtlarda tercih edilmekteydi. Hititlerde okur yazarlık yalnızca çok küçük bir gruba ait bir beceri olarak kabul edilirdi. Çivi yazısını kralların da (LUGAL.GAL) okuyamadıkları, aldıkları mektupların sonunda yer alan ve yazıcıya hitap ettiği anlaşılan “sesli oku” ibaresinden anlaşılır. Çivi yazısıyla yazılmış metinler arasında yıllıklar, törensel metinler, tarihi olaylara ilişkin belgeler, antlaşmalar, bağış belgeleri ve mektuplar vardır. Bu yazı kil tablet üzerine, kalem yerine kullanılan sivri uçlu bir araçla, kil henüz ıslakken kazılarak yazılıyordu. Kil tabletlerin, özellikle yangın geçirip sertleşmiş olanları, günümüze kadar iyi durumda gelmiştir. Ahşap ve maden tabletlerin varlığı yine metinlerden bilinmektedir. Hattuşa’da 1986 yılında bulunan ilk madeni tabletin üzerinde “Hitit Kralı ile Tarhuntaşşa Kralı arasındaki bir antlaşmanın” metni vardır.
Hitit Dili
Arkeolojik çalışmalarda Hitit yerleşmelerinde bulunan yazılı belgeler Anadolu’da aynı dönemde (M.Ö. 2.bin yılda) Hint-Avrupa dillerinin en eskisi Hititçeden başka, yine aynı dil grubuna ait Luvi ve Pala dillerinin, ayrıca Hurrice, Hattice ve Akadca’nın yazı dili olarak kullanıldığını gösterir. Hepsi de çivi yazısı ile yazılan bu dillerde her işaret bir heceyi simgeler. Hititlerin kullandığı bir başka yazı da Luvi dilinde yazılan ve hiyeroglif denen resim yazısıdır. Hititlerin kullandığı ve Mısır hiyeroglifinden tamamen farklı olan bu hiyeroglifte, heceler hatta kelimeler tek bir işaretle temsil edilebiliyordu. Hiyeroglif daha çok mühürlerde ve kaya anıtları gibi büyük yazıtlarda tercih edilmekteydi.
Hititlerde okur yazarlık yalnızca çok küçük bir gruba ait bir beceri olarak kabul edilir. Çiviyazısını kralların bile okuyamadıkları, aldıkları mektupların sonunda yer alan ve yazıcıya hitap ettiği anlaşılan “sesli oku” ibaresinden anlaşılır. Çivi yazısıyla yazılmış metinler arasında yıllıklar, törensel metinler, tarihi olaylara ilişkin belgeler, antlaşmalar, bağış belgeleri ve mektuplar vardır. Bu yazı kil tablet üzerine, kalem yerine kullanılan sivri uçlu bir araçla, kil henüz ıslakken kazılarak yazılıyordu. Kil tabletlerin, özellikle yangın geçirip sertleşmiş olanları, günümüze kadar iyi durumda korunagelmiştir. Ahşap ve maden tabletlerin varlığı yine metinlerden bilinmektedir. Kadeş Antlaşması’nın II. Ramses’e gönderilen metni gümüş bir tablet üzerine yazdırılmıştı ancak günümüze kara bu tablet bulunamamıştır. Hattuşa’da ilk maden tablet 1986 yılında bulunmuştur. Üzerindeki metin Hitit Kralı ile Tarhuntaşşa kralı arasındaki bir antlaşmadır.
Hitit Dini
Hitit dini çok tanrılı bir dindir; panteonun (tanrılar ailesi) içinde binlerce tanrı ve tanrıça vardır ve bunların pek çoğu diğer kavimlerin dinlerinden alınmıştır.
Hititler’ de tanrılar tıpkı insanlar gibidir. Fiziki şekilleri insan gibi olduğu kadar, ruhen de onlarla aynı olup, insanlar gibi yerler, içerler, kendilerine iyi bakıldığı sürece insanlara iyilik ederler; ancak ihmal edildikleri zaman hemen intikam almaya, insanları en acımasız yöntemlerle cezalandırmaya hazırdırlar. Bir Hitit metni insanlarla tanrıları birbirleriyle kıyaslamakta ve tanrı- insan ilişkilerini bey – hizmetçi ilişkilerine benzetmektedir.
Hitit devletinin panteonu Anadolu ve Suriye şehirlerinin çeşitli yerel panteonlarının zamanla bir araya getirilip birleştirilmesinden oluşmuştur.
Hitit devletinin başlangıcından itibaren baş tanrı, fırtına tanrısıdır
(Teşup). Kozmik dönemi (kainatı) sağlayan, krallığı ve ülkenin düzenini koruyan fırtına tanrısıdır. Kral, efendisi adına ülkeyi yönetir.
Siyasal yapısı itibariyle Hitit Devleti, Kral ve üyeleri kraliyet ailesinden gelen kişilerden oluşan politik bir kurumdu. Yönetimin politik organı Panku’dur (İmparatorluk Meclisi). Herhangi bir politik sorun olduğunda Panku Kral tarafından toplantıya çağırılmaktaydı.
Hitit Kraliyet ailesi, dışarıya karşı kapalı bir topluluk değildi. Krallık kalıtsaldı, ancak, Kral olabilecek birinci ve ikinci dereceden erkek olmaması durumunda, birinci dereceden bir prensesin eşi de Kral olabilirdi. Kral tarafından belirtilen veliahdın Panku’nun onayını aldıktan sonra bağlılık yemini etmesi gerekiyordu. Krallık yanında, kurumsallaşmış bir Kraliçelik de vardı. Kraliçenin politik hayatta önemli görevler üstlendiği III. Hattuşili’nin eşi Puduhepa’nın icraatlarından anlaşılmaktadır. Ancak Hitit devlet yapısında Kral, mutlak güçtü.
Hitit İmparatorluğu’nun Yapısı
Siyasal yapısı itibariyle Hitit Devleti, Kral ve üyeleri kraliyet ailesinden gelen kişilerden oluşan politik bir kurumdu. Yönetimin politik organı Panku’dur (İmparatorluk Meclisi). Herhangi bir politik sorun olduğunda Panku Kral tarafından toplantıya çağırılmaktaydı.
Hitit Kraliyet ailesi, dışarıya karşı kapalı bir topluluk değildi. Krallık kalıtsaldı, ancak, Kral olabilecek birinci ve ikinci dereceden erkek olmaması durumunda, birinci dereceden bir prensesin eşi de Kral olabilirdi. Kral tarafından belirtilen veliahdın Panku’nun onayını aldıktan sonra bağlılık yemini etmesi gerekiyordu. Krallık yanında, kurumsallaşmış bir Kraliçelik de vardı. Kraliçenin politik hayatta önemli görevler üstlendiği III. Hattuşili’nin eşi Puduhepa’nın icraatlarından anlaşılmaktadır. Ancak Hitit devlet yapısında Kral, mutlak güçtü.
Kadeş Savaşı ve Barış Antlaşması
M.Ö. 1274 tarihinde II. Ramses ile Muvattalli arasında Kadeş önünde büyük bir meydan savaşı yapılmış ve Kadeş Barış Antlaşması ile sonuçlanmıştır. Bu antlaşmaya bağlı olarak II. Ramses savaştan önce aldığı yerleri boşaltmış, Kadeş Şehri Hititlere kalmıştır.
Kadeş Barış Antlaşması sırasında orduda çıkan bir isyanda, Muvattalli öldürülmüştür. Antlaşma, onun yerine geçen III. Hattuşili tarafından imzalanmıştır. (M.Ö.1269) Bu antlaşma dünya tarihinde eşitlik ilkesine dayanan en eski antlaşmadır. Antlaşma çivi yazısıyla gümüş plakalar üzerine Akadca olarak yazılmıştır. Ayrıca Kralın mührünün yanında Kraliçenin mührü de vardır.
Bu antlaşmanın gümüş levhalara kazınmış olan asıl metinleri kayıptır. Mısır’da tapınakların duvarlarına kazınan antlaşmanın bir nüshası da, Boğazköy (Boğazkale) kazılarında kil tablet olarak bulunmuş olup Istanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Kadeş antlaşmasının Hattuşa’da bulunan çivi yazılı tabletinin büyütülmüş kopyası New York’ta Birleşmiş Milletler Binasında asılıdır.
Kadeş Antlaşması Metni
“Mısır Memleketi Kralı, Büyük Kral, Kahraman Ra-maşe-şa mai Amana’nın Hatti memleketlerinin büyük Kralı Hattuşili ile iyi dostluklarının , kardeşliklerinin ve büyük krallıklarının devamı için yaptıkları antlaşmadır.
Bunlar, Mısır memleketi Büyük Kralı, bütün memleketlerin kahramanı, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral, kahraman Minmua-rea’nın oğlu, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral, kahraman Min-pahirita’rea’nın torunu, Rea-Maşeşta-Mai Amana’nın, Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral, Murşili’nin oğlu, Büyük Kral, Hatti memleketi Kralı, kahraman Şuppiluliuma’nın torunu, Büyük Kral, Hatti memleketi Kralı, kahraman Hattuşili’ye söylediği sözlerdir.
Aramızda daima olarak iyi kardeşlik ve iyi sulh kurdum. Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasındaki münasebetlerde iyi kardeşliğin ve iyi sulhun tesisi için şunları söylüyorum: İşte, Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasındaki münasebete gelince, ezelden beri tanrı onlar arasında düşmanlığa müsaade etmediğinden antlaşma ebedidir. Büyük Kral, Mısır memleketi Kralı, Rea-Maşeşa Mai Amana, güneş ve fırtına tanrılarının münasebeti gibi öyle edebi bir münasebet tesis etti ki, o aralarında daima düşmanlık yapmağa mani olur.
Mısır memleketi Kralı, büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana gümüş bir tablet üzerine kardeşlik Hatti memleketi Kralı, büyük Kral Hattuşili ile bugünden itibaren aramızda iyi sulh ve iyi bir kardeşlik tesisi için bir muahede yaptı. O benim kardeşimdir, ben de onun kardeşiyim ve onunla daima sulh halindeyiz. Bize gelince: Bizim kardeşliğimiz ve sulhumuz evvelce Mısır memleketi arasındaki sulh ve kardeşlikten daha iyi olacaktır.
Bak, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili ile sulh ve kardeşlik halindedir.
Bak, Mısır memleketi Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana’nın oğulları Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili’nin oğulları ile ve kardeşleri ile sulh ve dostluk daimidir. Onlar da bizim gibi kardeş ve sulh halindedir.
Mısır memleketiyle Hatti memleketi arasındaki münasebete gelince: Onlarda bizim gibi daima kardeşlik ve sulh halindedirler.
Mısır memleketi Kralı, büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana istikbalde her hangi bir şey almak için Hatti memleketine girmeyecektir. Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili de istikbalde herhangi bir şey almak için Mısır memleketine girmeyecektir.
Bak Güneş ve Fırtına tanrılarının Mısır memleketi ile Hatti memleketi için getirmiş oldukları ilahi nizam, onlar arasındaki sulh ve kardeşliktir, düşmanlık değildir. Bak Mısır memleketi Kralı; Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana bugünden itibaren iyi durumu muhafazada sebat edecektir. İşte Mısır memleketi Hatti memleketi ile daimi sulh ve kardeşlik halindedir.
Eğer yabancı bir memlekette bir düşman Hatti memleketine gelirse ve Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili bana “Ona karşı koymak için bana yardıma gel” diye bir haber gönderirse Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana piyadesini süvarisini gönderecek onu öldürecek, Hatti memleketi için ondan intikam alacak.
Eğer Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili tâbi beylerine kızarsa, onlar ona karşı bir kusurda bulunursa Mısır memleketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya haber gönderirse Mısır memleketi Kralı piyadesini ve süvarisini ona gönderir. O kimlere kızmışsa onları imha eder.
Eğer dış memleketlerden yabancı bir düşman Mısır Kralı kardeşin Rea-Maşeşa Mai Amana’ya ve Mısır memleketine karşı gelirse ve onun kardeşi Hatti memleketi Kralı Hattuşili’ye “Ona karşı koymak için bana yardıma gel” diye bir haber gönderirse Hatti memleketi Kralı Hattuşili piyadesini, süvarisini gönderecek ve benim düşmanımı öldürecek.
Eğer Mısır Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana tâbi beylerden birine kızarsa, onlar ona karşı birleşirlerse ve ben Hatti Kralı kardeşim Hattuşili’ye “Haydi” dersem Hatti memleketi Büyük Kralı Hattuşili piyadelerini ve harb arabalarını gönderecek, o kimlere kızmışsa onların hepsini mahvedecek.
Bak, Hatti memleketi Kralı Hattuşili’nin oğlu babası Hattuşili’nin bir çok senelerinden sonra Hattuşili’nin yerine Hatti memleketi Kralı olacak. Eğer Hatti memleketinin asilzadeleri ona karşı birleşirlerse Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana piyadelerini ve harp arabalarını Hatti memleketinin hatırı için onlardan intikam almak üzere gönderecek. Hatti memleketinin Kralının ülkesinde asayişi temin ettikten sonra memleketleri Mısır’a dönecekler.
Eğer bir asilzade Hatti memleketinden kaçarsa böyle bir adam Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea Maşeşa Mai Amana’ya iltica ederse vazifesini yerine getirmek için, ister Hatti memleketi Kralı Hattuşili’ye ait olsun, ister ayrı bir şehre ait olsun, onu yakalayacak ve onu Hatti Kralı, Büyük Kral Hattuşili’ye iade edecektir.
Eğer bir asilzade Mısır memleketi Büyük Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana’dan kaçarsa ve böyle birisi Hatti memleketine, Hatti memleketi Kralı Büyük Kral Hattuşili’ye gelirse onu yakalayacak, kardeşi Mısır memleketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya iade edecektir.
Eğer bir adam veya iki üç adam Hatti memleketinden kaçarsa, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya gelirse Mısır memleketi Kralı Büyük Kral onları yakalayacak ve kardeşi Hattuşili’ye iade edecek. Mısır Kralı ve Hatti Kralı kardeştirler, bu sebepten onları bu kabahatleri için şiddetle cezalandırmasınlar, onların gözlerinden yaş akmasın, bu şahıslardan karıları ve çocuklarından intikam alınmasın.
ÇORUM’A TÜRKLERİN YERLEŞİMİ
Çorum Bölgesine Oğuz Boylarının Yerleşmesi ve Türk Egemenliğine Geçiş
Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah’ ın Danişmend Beyi olan Ahmet Gazi, Amasya’yı aldıktan sonra Çorum’u da (Nikonya) almak için Çavlı Beyi görevlendirdi. Çavlı Bey, emirlerinden Karatekin ve Serkes Ahmet Gazi ile Çorum’a yürüdü ancak, Çorum Tekfuru (yönetici) Nastura’ya Kastamonu’dan yardım geldiği için Çavlı Bey başarılı olamadı. Bunun üzerine Melik Ahmet Gazi 30.000 kişilik askeriyle Çorum’a geldi. Beraberinde Komutanlarından İltekin Gazi’de bulunmaktaydı.
Kastamonu’dan Çorum’a yardım için gelen Bizans kuvvetleri bozguna uğratılarak şehir kuşatıldı. Melik Ahmet Gazi Nastura’ya, elçisi Yahya’yı şehri teslim etmesi için gönderdi. Nastur bu teklifi reddetti. Bir haftalık kuşatmadan sonra Nikonya (Çorum) Şehri 1075 yılında alındı.
Melik Ahmet Gazi Oğuzlar’ ın Alayunt’lu boyundan Çorumlu oymağının başı bulunan İlyas Beyi Çorum’a yönetici olarak bırakmış, İltekin Gazi ile Osmancık’ı almak üzere Çorum’ dan ayrılmıştır. Çankırı yöresinin fethi için Çavlı ve Karatekin Beyleri görevlendirdi. Osmancık alındıktan sonra burasını Alayunt boyundan Osman Bey’e verdi. Osmancık adını bu beyden almıştır.
Kısa zamanda Orta Anadolu’yu Bizans’ın elinden alan Danişmend Beyliği, Çorum ve çevresini Türk boylarına açarak Anadolu’nun Türkleşmesine katkıda bulunmuştur. Bu bölgede Oğuz Türkleri yerleştikleri yerlere boylarının ve oymaklarının adlarını vermişlerdir. Köy, mahalle, dere, tepe, dağ ve ova gibi bazı yer isimleri Oğuz boylarının adlarını taşımaktadır. Bayat, Büget, Kayı, Kınık, Salur, Avşar, Bayındır, Karakeçili, Karaevli, Dodurga verilen boy ve oymak adlarından bazılarıdır.
Anadolu’nun Türkleşmesinde Oğuz Boylarına mensup Türkmenler’in büyük rolü olmuştur. Bu çerçevede Karadeniz Bölgesi’ne de çok sayıda Oğuz Boylarına mensup Türkmenlerin yerleştiği görülmektedir. Bu Türk boyları bölgenin hem fetihlerle, hem de iskanlarla Türkleşmesini sağlamışlardır. Prof. Dr. Faruk SÜMER’in araştırmalarından yapılan tespitlere göre; XVI. Yüzyılda, Amasya, Canik (Samsun), Çorum, Karahisar-i Şarki, Kastamonu, Kengiri (Çankırı), Sivas ve Trabzon sancaklarındaki yer adları incelendiğinde, Yirmidört Oğuz Boyunun 21’i yerleşmiştir. Bunlar; Kayı, Bayad, Kara-Evlu, Yazır, Döğer, Todurga, Afşar, Kızık, Beğ-Dili, Karkın, Bayındır, Çavundur, Çepni, Salur, Eymür, Ala-Yundlu, Yüreğir, İğdir, Büğdüz, Yıva ve Kınık boylarıdır. Bölgede bu boylara ait 268 yer adı bulunmaktadır.
Kıyı şeridi başta olmak üzere, Karadeniz Bölgesi’nin Türkleşmesinde özellikle ÇEPNİLER önemli roller oynamışlardır.
Anadolu’nun fethinden sonra bölgeye yerleşen Türklerin Çorum bölgesini yurt ve otlak olarak kullandıkları kayıtlardan anlaşılmaktadır.
Bölgede en çok köy ve yer adı bırakanlar Bayat, Eymir, Kargın, Yapar ve Çavuldur boylarıdır.
İlimizde Oğuz boylarının isimlerini taşıyan yerler :
1-Avşar (Kargı- köy)
· Avşar Divanı (Alaca’ da bir bölge)
2-Alayuntlu (Mevki adı)
3-Bayat (ilçe)
· Bayat (Çorum’a bağlı bir köy)
· Bayat Gediği (Bir dağ gediği)
· Bayat Mezarı (Bayat köyü etrafında bir mevki)
· Bayat Su Kavşağı (bir mevki adı)
· Bayat Çayı (Bir çay)
· Bayat (Kargı ilçesinde bir köy)
4-Bayındır (Mecitözü ilçesine bağlı bir köy)
· Bayındır ovası (Bir mevki)
5-Becek (ören yeri)
6-Beydili (Merkeze bağlı bir köy)
· Beydili (Bayat ilçesinde bir köy)
7-Büğdüz (Merkeze bağlı bir köy)
· Büget (Merkeze bağlı bir köy)
8-Çetmi (İskilip ilçesine bağlı bir köy)
· Çepni (Çorum merkezde bir mahalle)
9-Dodurga (İlçe)
10-Döker (Döger) (Bir mevki)
11-Eskiyapar (Alaca ilçesine bağlı bir köy)
12-Evlik (Osmancık ilçesinde bir köy)
13-Eymir (Merkeze bağlı bir köy)
· Eymir çayı (Bir mevki)
· Eymir sırtı (Bir mevki)
· Eymir gölü (Bir mevki)
· Eymir (Osmancık ilçesinde bir mahalle)
14-Gürleyik (Osmancık ilçesinde bir mahalle)
15-Karaevli (Karaevliya) (Uğurludağ ilçesinde bir köy)
16-Kargın (Alaca ilçesine bağlı bir köy)
· Kargın (İskilip İlçesi Evlik köyüne bağlı bir mahalle)
· Kargın (Bir mevki)
· Kargın (İskilip İkipınar köyünde bir mahalle)
· Kargın (İskilip ilçesi Kavak köyünde bir mahalle)
· Kargı (Kargın) (Mecitözü İlçesine bağlı bir köy)
· Kargın yaylası (İskilip Deveci dağında bir yayla)
· Kargı (İlçe)
· Kargı (Osmancık ilçesinde bir köy)
17-Kayı (Çorum merkeze bağlı bir köy)
· Kayı (Oğuzlar ilçesinde bir köy)
· Kayı (Mecitözü ilçesinde bir köy)
18-Kınık (Çorum merkeze bağlı bir köy)
· Kınıkdelileri (Merkeze bağlı bir köy)
19-Salur (Çorum merkezde bir köy)
20-Yavu (Laçin ilçesinde bir köy; şimdiki ismi Gökgözler.)
· Yavu (İskilip ilçesinde bir köy)
· Yıva (Bir mevki)
OSMANLILAR DÖNEMİNE KADAR ÇORUM
İlhanlı Devletine 1308’ de bağlanan Çorum’da, Moğolların Anadolu yöneticisi olan Timurtaşın Mısır’a kaçması üzerine Eretna Bey egemenlik sağlamıştır. Eretna Bey’in ölümünden sonra yedi yaşındaki oğlu Mehmet Beyliğe getirilirken Kadı Burhanettin buna vasi olmuştur. Kadı Burhanettin Hükümdarlığını ilan ederek Şahgeldi Paşayı yenmiş, Çorum’u almış daha sonra Osmancık’ı da ele geçirmiştir. Kadı Burhanettin Osmanlılara karşı Karamanoğulları ve Kastamonu Emirleriyle üçlü anlaşma yapmıştır.
Anadolu’da Türk siyasi birliğini kurmak isteğiyle hareket eden Yıldırım Beyazıt, önce Kastamonu Emiri Süleymanı yenerek Kadı Burhanettin’den Osmancık’ın teslimini istedi. Bugünkü Kırkdilim yöresinde yapılan savaşı Kadı Burhanettin kazandı (1392). Bir süre sonra Yıldırım Beyazıt kendisine taraftar beylerin yardımlarıyla Çorum, İskilip ve Osmancık’ı ele geçirdi. Kadı Burhanettin Sivas’a çekilmek zorunda kaldı.
OSMANLI İDARESİNDE ÇORUM
Ankara Savaşı sonucunda (1402) Yıldırım Beyazıt’ın kurmuş olduğu siyasi birlik bozulmuştur. Timur himayesinde Amasya’da egemenliğini yürüten Çelebi Sultan Mehmet zamanında Çorum, yine Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Bu durum Cumhuriyet yönetimine kadar devam etmiştir. Çelebi Sultan Mehmet Çorum’da Subaşılık (Komutanlık) kurduğu gibi sık sık Çorum’u rahatsız eden Köpekoğlu Sülü ve kardeşi Hüseyin’i öldürtmüş, ayrıca Babaiye tarikatı taraftarlarıyla uğraşmıştır.
Osmanlı birliğini sağlayan Çelebi Mehmet, oğlu II.Murat’ı Amasya’ya Vali yapmıştır. II.Murat’ın Lalası Biçer oğlu Hamza Bey’in Çorum’a hizmetleri olmuştur. XVI. yy.’ dan itibaren Çorum bölgesi Karayazıcı gibi Celalilerin ayaklandığı bir yer haline gelmiştir.
Evliya Çelebi’ Nin Gözüyle 1649 Yılında Çorum
“Sabahleyin Kırkdilim Deresinden kalkarak bin bir güçlükle adını bilmediğimiz bir köye geldik. Bu köy Çorum sancağı toprağında 200 haneli bir müslüman köyüdür.
Çorum, 42 mahalledir ve 42 camisi vardır. Evleri 4300 tane olup, bağlı bahçelidir. Hamamlardan “Yeni Hamam” gayet güzeldir. Yedi yerde Dârüttedris’i vardır. “Murathan Gazi Medresesi” mamur ve meşhurdur. “11 Sibyan Mektebi” yedi hanı 18 yerde gayet güzel sulu çeşmeleri vardır.
Üç tekkesi var, 300 dükkanı olup her türlü esnafı mevcuttur. Bilgili kimseleri, nükteci çelebileri, bilginleri, dini bütün kişileri, şeyhleri çoktur. Suyunun ve havasının güzelliğinden halkının yüzleri kırmızıdır. Şehrin kıble tarafından Celali ve Cemali şerrinden emin olmak için 4 köşe yapılmış güzel bir kalesi vardır. Ama küçüktür.
Çorum yakınında “Aşık Paşa Oğlu Şeyh Ulvan (Elvan) Çelebi Ziyaretgahı” vardır. Kendisi Orhan Gazi şeyhlerindendir. Bir çok eseri vardır.
Onbirinci günde Çorum Ovası’ndaki “Seydim Sultan Tekkesi” durağına geldik. Büyük bir tekkedir. Buradan “Karakeçili Köyü” ne geldik. Çorum toprağında 200 haneli Türk köyüdür. Buradan hareketle; İskilip dolaylarına ulaştık, İskilip 150 akçalık “Şerif Kaza” yani merkezi ilçedir. İskilip’in bilginleri medreseleri ve talebeleri çoktur. Burası zevk ve heva yeri olmayıp ilim beldesidir.
Osmancık’ a ulaştığımızda gördük ki, şehrin batı tarafında “Bektaşilerin Şeyhi” gömülüdür. Bütün dünyanın ziyaret yeri, evliyaların umdesi, “Hz. Koyun Baba” ; Hacı Bektaş’ın halifesidir, burada defnedilmiştir.
Burada Sultan “Beyazid’i Veli’nin Hayrat”ından olarak bir köprü vardır ki; her bir kemeri eleğim sağmadan (Gökkuşağı) ve “Kehkeşan (Samanyolu’ndan) örnek verir. Böyle çılgınca ırmağa üstad mimar sanki bir “Sırat” köprüsü yapmıştır.
Kalesi Kızılırmak’ ın doğusunda olup, büyük bir köprü ile geçilir. Irmağa yakın bir yalçın kaya üzerinde küçük ve sağlam yapıdır. Çepeçevre büyüklüğü 800 adımdır.”
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE ÇORUM
Çorum’da Milli Mücadele hareketi üç bölüm halinde açıklanabilir.
19 Mayıs 1919’ dan Önce Çorum
İttihat ve Terakki Partisinin kökü olan Vatan ve Hürriyet Cemiyetinin kurulmasında Çorum’lu Doktor Mustafa Cantekin’in büyük rolü olmuştur. Çorum’da İttihat ve Terakki Partisinin kurulmasında Edebiyat öğretmeni Münüf Kemal, Yüzbaşı Selahattin öncülük etmişlerdir.
I.Dünya Savaşından önce meydana gelen genel karışıklık Çorum’da da görülmüş Hürriyet ve İtilafçılar Avukat Kamil ve Avukat Sabit öncülüğünde faaliyete geçmişlerdir. Bu zamanda İttihat ve Terakki Partisi dağılmıştır.
19 Mayıs 1919’dan 23 Nisan 1920’ye Kadar Geçen Olaylar
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıktığı sırada ülkenin içinde bulunduğu karışıklık ortamı Çorum’da da yaşanmaktaydı. Bu zamanda Çorum Ankara’ya bağlı bir sancaktır. Bu sancağın yönetiminde Ankara Valisi olan Muhiddin Paşa’ya bağlı Samih Fethi bulunmaktaydı. Padişah taraftarı olan bu kişiler Milli Mücadele hareketine cephe almışlardı. Atatürk, Ali Fuat Cebesoy’u görüşmek üzere Havza’ ya davet etti. Ali Fuat Cebesoy, Sungurlu – Çorum – Merzifon yolunu uygun görerek 16-17 Haziran’ da Çorum’a gelmiş ve burada misafir olmuştur. Onu takip ederek Çorum’a gelen Ankara Valisi Muhiddin Paşa, Muhtasarrıf Samih Fethiyle görüşerek Ali Fuat Cebesoy’u tutuklamak istemiş ancak başarılı olamamıştır.
Atatürk Erzurum Kongresini yaptıktan sonra, kongre yapmak üzere Sivas’a geldiği sırada, Çorum’da bulunan Samih Fethi bir takım engellemeler yapmak istemişse de başarı gösterememiştir. Çorum Sancağından Sivas Kongresine katılmak üzere, Mehmet Tevfik Efendiyle Çorum Lisesi Fransızc a Öğretmeni olan Dursun Bey temsilci olarak gönderilmiştir.
Cumhuriyetin İlanına Kadar Çorum’da Geçen Olayların Ana Hatları
Gazi Mustafa Kemal’ in her sancaktan beş kişi seçilmesine dair genelgesine uyularak Çorum’dan seçilen beş kişi, ilk T.B.M.M.’ ni kurmak üzere Ankara’ya gönderildiler. Bu sırada Çorum’a Mutasarrıf Vekili olarak Haymana Kaymakamı Cemal Bey atanmış ve Çorum’a gelişinden bir gün sonra Ankara’da T.B.M.M. açılmıştır.
Milli Mücadele hareketinin başlangıcı ve en zor zamanında Çorum bir taraftan Çapanoğullarının, öte yandan Pontusçuların tehdidi altında bulunuyordu. Çorum halkının Milli Mücadele hareketine bağlılığı sayesinde, Çapanoğulları isyanı daha fazla genişlemeden söndürülmüştür.
Çorum Milli Mücadelede en çok şehit veren illerden olup, merkez ve ilçelerinden İstiklal Savaşına katılan 1510 kişi İstiklal Madalyası ile onurlandırılmıştır.
SUHEYB İBNİ SİNAN RUMİ VE UBEYD GAZİ
İkisinin de ashabın ilk müslümanlarından oldukları alimlerce bilinmekte olup halk arasında da meşhurdur. Çorum şehrine çeyrek saat mesafede Hıdırlık mevkiinde yüksekçe bir yerde defn edilmişlerdir. Mübarek türbeleri, yanında bulunan cami zaviyeleri, Selçuklu sultanları tarafından inşa ettirilmiştir. Ayrıca ziyarete gelenlere yemek verilebilmesi için Köyarazisi, vakıf tahsis edilmiştir. Osmanlı Devleti tarafindan şehir civarında bulunan, devlete ait arazi gelirlerinden türbedarlık vazifesi için yıllık elli Çorum ölçeği ve aylık 300 kuruş tahsis edilmiştir.
Zamanla cami, türbe ve zaviye harap olmuştur. Bu durum Sultan Abdülhamit Han’a bir mazbata ile arz edildiğinde yeniden bina inşa olunmak üzere 150.000 kuruş ihsan buyurmuştur. Bununla cami, vaviye ve türbe, yeni bir tarzda ve yeni baştan bina ve inşa edilmiştir. Mübarek günlerde ve diğer zamanlarda sürekli ziyaret edilen bir ziyaretgah olmuştur. Çorum’dan, köylerinden, yakın ve uzaktan çok ziyaretçi gelmektedir.
Suheyb ibni Sinan Rumi hazretlerinin künyesi Ebu Yahya’dır. Musul’da doğmuştur. Çocukluğunda Rumlar ‘a esir düşmüştür. Rumlar arasında yetişmesinden dolayı Rumi lakabını almıştır. Mekke ‘de iken azat edilip ilk iman edenlerden otuzyedinci olarak Hz. Peygamber ‘in sahabeliği şerefine nail olmuştur. Savaş ve barış dönemlerinde Hz.Peygamber ‘e hizmetten bir an bile ayrılmamıştır.Sonra dört halife devrindeki savaşlarda da cihatlara katılmıştır.
Suheyb Rumi, Medine’ye hicreti esnasındaki fedakarlığı üzerine, hakkında şu ayet nazil olmuştur;
“insanlardan öyleleri vardır ki Allah’ın rızasını almak için kendini satar (feda eder)” (Bakara/207.Hz.Peygamber de onu;”Suheyb, ne güzel kuldur.Allah’tan korkmasaydı bile asla ona isyan etmezdi.” ve “Ben, Arabın, Suheyb Rum’un, Selman da Acemin (iran’ın) öncüleridir.” buyurarak şan, şeref ve üstünlüklerini ilan etmiştir. Hz. Ömer’in emriyle Hz. Peygamber ‘in mihrabında imamlık yapmıştır.Bu durum Hz. Osman dönemine kadar sürdürmüştür. Daha sonra Hz. Hasan Efendimizin hılafeti Hz. Muaviye’ye bıraktığında onun emriyle Hz. Muaviye’nin nezdinde kalmıştır. Onun tarafından istanbul’un fethine gönderilmiş ve yetmiş yaşında iken ahirete intikal etmiştir.
Hadis ve siyer kitaplarında, Tarih -Ali diye tanınmış olan Künhül’ahbar adındaki tarih kitabında Suheyb Rumi’nin Çorum’da medfun olduğu kaydedilmektedir. Adı geçen tarih kitabında Selibolu Abdülmevla oğlu Mustafa Ali’nin de açıkça belirttiği gibi “meşhur hadisci Yusuf Bahri hazretleri de İstanbul fethi için Ankara vilayeti yoluyla giderken veya gelirken Çorum şehrine defn oldukarını beyan buyurmuşlardır.
Alemdar-ı Resulullah Suheyb-i Rumi’dir namıFahirlensün bu zat ile Çorum’un havası ile avamı.
MA’Dİ KEREP GAZİ
Ashab-ı kiramdandır. Mübarek Hıdırlık mevkiinin batı tarafında ahşap türbesinde medfundur. Eskiden beri sürüp gelen adet üzere ziyaretçiler, önce Kerep Gazi’yi ziyaret ederler. Sonra Suheyb ve Ubeyd hazretlerinin kabrini ziyaret etmeye giderler.
Kerep Gazi hazretleri, Yemen’in Zübeyd vilayetindendir. Mekke’nin fethinden sonra Zübeyd elçisi ile Medine’ye gelip iman şerefine nail olmuştur. Hz. Muaviye zamanında Ankara yolu ile istanbul’u fethe giden orduya katılmıştır. Oraya giderken veya dönerken kabrinin bulunduğu yerde şehit olmuştur.
Eski müftülerden Hacı Ali Efendi merhumun Taftazani’nin (Telhıs) ına yazdığı şerhte açıklandığı üzere Hz. Peygamber ‘in .Suheyb ne güzel kuldur. Allah’tan korkmasaydı bile asla ona isyan etmezdi.” Hadisinin tercümesini ihtiva eden kaidesinde eskiden beri süre gelen ziyaret şeklini açıklamıştır.
HACE YUSUF BAHRİ EFENDİ
Manevi mertebesi yüksek, hadisci ve fıkıhçı alimlerdendir. Kamus ve ihya-ı Ulum sahibi olan Şeyh Murtaza hazretlerinden mezun ve onun halifesidir. Aslen Vezirköprü kasabasından olduğu halde Çorum’u yurt edinmiş ve burada ders okutmaya başlamıştır. Yüce ilimierin neşrinde sayılamayacak kadar çok zat kendisinden istifade etmiştir. Kendisi çok nükteli konuşur, hazır cevap bir zat idi. Bu yüzden nice hikmeti sözleri, kerametleri halk arasında meşhurdur. Kendisinden duyulduğuna göre Şeyh Seyyit Murtaza hazretlerinin hizmetinde iken Hz. Peygamber ‘in sohbetine nail olmuş cin taifesinden bir zat ile görüştürülmüştür. Onun için tabiinden kabul edilir. Hicri 1245 tarihinde vefat edince Ma ‘di Kerep Gazi Hazretlerinin ” ayak ucuna bitişik kargir türbesine defn edilmiştir. Bu türbeyi, 4 talebelerinden Derviş Mehmet Paşa bina ettirmiştir. Kabri teberrüken ziyaret edilmektedir.
Yusuf Bahri Hazretleri, hadis ilminden Şifa-i Şerif üzerine bir cilt şerh yazmıştır. Onu inceleyenler, ne derece kemal sahibi olduğunu daha iyi anlayacaklardır.
SA’D b. EBi VAKKAS
Ashabdan cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Asla başka bir kimse hakkında rivayet olunamayacak olan “Ey Sa’d, ok at… Anam, babam sana feda olsun, ( at ).” Hadisinde anlatılan fazilet ve şerefe sahiptir. Çiriş mahallesinde Bozacıoğlu evinin avlusunda bulunan türbesinde yatmaktadır. Bu türbeyi tabur katibi Mustafa Efendi, ahşap olarak güzelce yaptırmıştır. Bilirkişilerin ifadesine göre Amasya ve Canik sancaklarından zaviyesine ait vakfıyesi varmış. Ama her nasılsa zamanla bazı zorbalar tarafından ele geçirilmiş olduğundan hiçbir istifade sağlanamamış, hiçbir gelir elde edilememiştir. Bu nedenle türbe ve zaviyesi, ziyaretçilerin ve hayır sahiplerinin yardımı ile “idare olunur.
Bazı güvenilir siyer kitaplarında Hz. Sa’d’ın Medine-i Münevvere’de vefat ettiği açıkça belirtilmektedir. Uhud savaşında kardeşi Akabe b. Vakkas, Hz. Peygamber’ in dişini şehit etmiş ve oradan Bizans ülkesine kaçmıştır. Hz. Sa’d, kardeşini yakalayıp öldürmek için Bizans topraklarında onu aramıştır. Bazı tarih kitapalarında bu araştırma sırasında vefat ettiği yazılıdır. Araştırma için Çorum şehrine gelip gitmesi mümkün olduğundan Çorum’da merhumun bir makamı veya gerçekten kabri olması da ihtimalden uzak değildir.
LENDUHA SULTAN
Tabiinin kahraman gönül erlerindendir. Muhammed Hanefi hazretlerinin de arkadaşlarındandır. Hacı Kemal mahallesinde ahşap türbesinde medfundur. Vakfı olmadığından hayır sahipleri tarafından yapılan yardım ve bağışlarla idare olunur. Türbesinde özellikle Ramazan aylarında öğleden sonra hafızlar tarafından Kur ‘an-ı Kerim okunur. Kabri ziyaretgahdır.
SEYYiT OSMAN EFENDi
Hoşafcızade diye meşhurdur. Asrının vera ilmi sahibi ve kemal ehlindendir. Hicri 1186 tarihinde vefat edince Ulu Cami kebirin doğu tarafındaki pencerenin önünde hazırlanan kabrine defn edilmiştir.
Kerametlerinden olarak leylek kuşlarının geliş ve dönüş günlerinde ziyaret için Azapahmet mahallesindeki evine, daha sonra yuvalarının bulunduğu yere gittiklerini görenler halen .anlatmaktadırlar. Bugün evlatları tarafından kullanılan evinde onun oturduğu makamı mevcuttur.
KARA MÜFTÜ
Asıl adı Abdulkadir’dir. Nakşibendi halifelerindendir. Cami kebir deki sakal-ı şerifin önünde her gece nakşibendi zikri ve hatm-ı sıddıkıyye icra ederlerdi. Bir gece insanlık icabı, adetlerine muhalif olarak vaktinde gelemedi. Arkadaşları gelip meşgul olmaya başlarlar. Bu sırada müezzin efendi, o gece tesadüfen ezan vaktinden önce gelir ve bir direğin arkasına gizlenerek oturur. Bu şekilde toplandıklarını daha önce hiç görmediğinden bunlar kimlerdir ve toplanmalarının sebebi nedir diye düşünürken sohbet ehlinde birisi; Kara Müftü halen gelmedi, der. Şurada gizlenen müezzin efendi gitsin, onu çağırıp getirsin, derler. Birisi gelip müezzin efendi git, müftü Abdulkadir Efendi ‘yi buraya çağır, der. Bunun üzerine müezzin efendi derhal gidip kapısını çalar. Kara Müftü, müezzin efendi, geliyorum, der. Bir müddet sonra kapıyı açar. Beraberce caminin kapısına gelirler. Pabuçlarını eline almak bahanesiyle yüzünü müezzin efendiye çevirip ona hitaben; bu sırrı bir kimseye söylersen zarar görürsün, diye tenbih eder. Evde annesi müezzin efendiyi endişeli ve düşünceli vaziyette görünce sebebini sorması üzerine olayı anlatıp sırrı ifşa eder. O anda da vefat eder. Bu olayannesi tarafından anlatıldığı için halk arasında çok yaygındır.
Kara Müftü Abdulkadir Efendi, kırk sene aralıksız fetva makamında görev yaparak güzel hizmetlerde bulunmuştur. Edeb ilminden Velediye Risalesi üzerine bir şerh de yazmıştır. 1201 tarihinde vıefatı üzerine Suheyb Rumi hazretlerinin türbesinin kıble tarafında Hıdırlık mezarlığına defn edilmiştir. Kabri halen ziyarete açıktır.
Not: Kara Müftü ‘nün kabri Ulu mezar’dadır.
HACI ÇELEBi OĞlU BEYLER ÇELEBi
Şeyh Elvan Çelebi hazretlerinin akrabasıdır. Osmancık kasabasında bir cami şerif, Çorum’da bir medrese, bir zaviye ve bir Nakşibendi dergahı yaptırmıştır. Hz. Peygamber ‘in dördüncü alemdarı olan Suheyb Rumi hazretlerinin türbelerini yeniden inşa edip ziyaretçilere ve konaklayanlara yemek verebilmesi için Büğdüz, Horasan, Kılıçören ve Burun köylerini vakfetmiştir. Vasiyeti üzerine ölümünde Suheyb Rumi hazretlerinin türbeleri civarına defn edilmiştir. Halen kabri, herkesin ziyaretine açıktır.
Kerametlerinden biri şöyle; Kabri harab olunca tamir için mimar olarak tayin olunan Adalı oğlu Hüseyin, baş tarafına bir direk dikmek ister. Ancak mütevellisi uygun görmez. Direğin kaldırılması istenince, ben diktiğim direği kaldıramam, bu ustalığa yaraşmaz, diye cevap verir. O gece ustanın rüyasında, merhum onun boğazını sıkarak ona serzenişte bulunur. Ey arsız, o direği başımın üzerine niçin diktin, diye korkutması üzerine sabahleyin o direği kaldırır. Sebebi sorulduğunda olayı anlatınca kendisi de orada vefat etmiştir.
ABDÜLCEBBAR DEDE ( Erzurumlu Sultan )
Erzurumlu Sultan diye meşhurdur. Abdulkadir Geylani evladından olduğu kaydedilir. Şehre çeyrek saat mesafede kendi çiftliği içinde ahşap türbesinde medfundur. Vakfı olmadığından çoğunlukla ilkbahar ve yaz mevsimlerinde artan ziyaretçiler tarafından kurbanlar kesilir, bağışlar yapılır.
Ziyaretçilere ziyafet çekilir.
ARAP DEDE
Esved-i Yemeni diye meşhurdur. Şehrin güneyine bitişik ahşap türbesinde medfundur. Eskiden beri belde halkının adetine göre hac yolculuğuna karar verildiğinde halk, onun türbesinde toplanır. Dualar yapılır. Yola çıkan herkesin salimen dönmeleri için orada Allah’a niyazda bulunulur idi.
Arap Dede, Zile’nin güneydoğusunda defn edilmiş olan Şeyh Nusret hazretlerinin halifelerindendir. Arkadaşlarıyla tarikata sülük edişlerinde şeyhleri, her biri değişik renkte bir taş bulup getirmelerini emreder. Onlar da birer taş getirip huzuruna arz ederler. Şeyh, o taşların her birini bir tarafa atarak onlara; o taşları hangi şehirde bulursanız o şehre sizi halife nasb ve tayin eyledim. Orayı yurt edinip yerleşiniz, diye ferman buyurur. Arap dede de Çorum şehrinde o taşı bulur. Burayı yurt edinip yerleşir. Türbesinin olduğı yerde irşat görevine başlar. Müslüman halka bu uğurda çok gayret ve çaba gösterir. Bu da bugün Arap Dede ‘nin Şeyhi Nusret Efendinin zaviyesinde bulunan Velayetname’de yazılı olduğı görülür.
PiR SAiD BABA
Tepecik mahallesinde bulunan zincirli kapı yanında ahşap türbesinde medfundur. Türbesi bir ziyaretgahtır
ŞEYH MEHMET ŞEVKi VE ETHEM BABA
Her ikisi de Şeyh Eyyup mahallesinde Nakşibendi tarikatının Üveysiyye kolu şeyhlerindendir. Çorum mütesellimi Abdüllatif Efendinin yaptırdığı ahşap türbelerinden medfundur. Ethem Baba, hicri 1270 tarihinde vefat etmiştir. Kabirleri ziyaret edilmektedir.
ŞEYH EYYUB SULTAN
Kendi adıyla anılan mahalledeki kabristanda yatmaktadır. Şeyh Eyyub, aslen Çorumlu ‘dur. Tanınmış tüccarlardandır. Ticari maksatla izmir’e gider, orada bir kamil mürşitle karşılaşır. Ona intisab eder. Bu esnada şeyhi onun elinde bulunan sermayesini denize atmasını emredince derhal emre uyup tüm sermayesini denize atar. Bunun üzerine Çorum şehrine şeyhin halifesi olarak tayin edilir. Memleketine dönüşünde Abdülbaki Paşa cami-i şerifinin sofasında iki rekat namaz kıldıktan sonra evine gitmesi emr olunur.
Dönüşte emr olunduğu şekilde namazını o camide kıldıktan sonra sol tarafında denize attığı sermayesini tamamıyla hazır bulur. Bu olayı bizzat kendisi, müritlerine nakletmiş olduğundan halk arasında dilden dile dolaşmaktadır. Kabri halkın ziyaretine açıktır.
ŞEYH KEREM ISSI
Asıl adı Hacı Mustafa’dır. Hicri 1119 senesinde Rebiulahir ayının üçünde Pazartesi günü vefat etmiştir. Şeyh Efendinin Şeyh Eyyüp mahallesinde bulunan Ömer Dedeoğlu ‘nun evinde kendi ikamet ettiği odasında makamı mevcuttur. Pabuçları da Velipaşazadenin muhafazasındadır. Şeyh Kerem Issı halifesi Elvançelebi köyü halkından Halil Efendi de, hicri 1169 senesinin Rebiulahir ayının 23. günü vefat edince şeyhinin yanına defn edilmiştir.
ŞEYH SEYYiT YAHYA EFENDi
Ulu mezarın yakınında Kara Alioğlu Mustafa’nın evine bitişik ve yol kenarında medfundur. Kabri ziyaretgahdır.
KARA ALiZADE ABDURRAHMAN EFENDi
Süleyman Feyzi Paşa hazretlerinin Çorum’da yapımını gerçekleştirdiği kütüphanesinin tüm kitaplarının hafızı olarak meşhurdur. Sağlığında duasını alabilmek için ziyaret edilirmiş. Vefatında vasiyyeti üzerine Cami kebir yakınında bulunan kabristanın sağ yanına defn edilmiştir.
Çorum’un en bilgili alimlerinden ve Sultan 3. Selim’in hocalarından, istanbul’da Eyyüb Sultan kabristanında yol üzerindeki türbede yatan Çorumlu Damatoğlu Ebubekir Edip Efendi Hazretlerinin yazdığı edebi kasidesine Kara Alizade Abdurrahman Efendi güzel bir şerh yazmıştır.
KARA iSMAiL EFENDi
Kırklar diye bilinen meşhur medresenin ilk müderrisidir Nakşibendi tarikatı halifelerindendir. Medresede tefsir okuturken Araf suresine gelindiğinde talebe ve müritlerine hitaben “Yahu Araf’ta kalalım” diye vefatını işaret buyurduğu günün akşamında yatsıdan sonra vefat etmiştir. Dut Dede civarında bulunan büyük kabristanın batı yanında medfundur. Kabri halen ziyaretgahdır.
SADULLAH SAFi
Dud Dede civarında büyük kabristanın sonunda medfundur. Kabri ziyaretgahıdır. Gayet sezişli ve kasideleri, mükemmel divanı vardır.
HACER DEDE
Şeyh Eyyup mahallesinde çavuşoğlu’nun evinde medfundur.
KADRi BABA
Şeyh Eyyup mahallesinde Karaalemdaroğlu’nun evinde medfundur. Burasının Kadiri tarikatının dergahı olduğu bazı evraklarda görülmüştür.
AKKUŞ DEDE
Asıl adı bilinmemektedir. Şeyh Eyyup Mahallesinde Kayışoğlu’nun evinde medfundur.
KARACA DEDE
Asıl adı bilinmemektedir. Kunduzhan mahallesinde Tabakhane yolu üzerinde bir evin bitişiğinde medfundur.
ŞEYH ABDULHAMiT
Pazar mahallesinde Hamit Camiinin bitişiğinde Hamit Ocağı isimli yerde ahşap türbesinde medfundur. Türbesi sürekli ziyaretgahtır.
ZEYNi DEDE
Bundede diye meşhurdur. Sultaniye çarşısında Ölçekzadelerin evinde duvarın bitişiğinde medfundur. Kabri halkın ziyaretgahıdır.
ŞEYH MEHMET BABA VE KARDEŞi HACI HAFIZ
Şeyh Mehmet Baba, Pembe Ömer diye meşhurdur. Nakşibendi tarikatının Üveysiyye kolundan Turhal Şeyhi Hacı Mustafa Efendinin halifelerindendir. Keşfi açık, kerameti bol bir zattır. Sonra Mevlevihane olarak kullanılan makamının mescidi sahasında medfundur. Kendisinden inabeli diğer altı zat da aynı yerde medfundur.
Turhal şeyhi Hacı Mustafa Efendi hazretleri, Mehmet Baba ‘yı Çorum şehrinde halife tayin ettiği esnada ona hitaben; “Oğlum,memleketine vardığında evini kazasın. Bu tariki aliden bir zatıalin in cesedi ortaya çıkar. Orayı ayin icra etme yeri edinesin.” buyurur. Bunun üzerine memleketine döndüğünde emre uyarak evini kazar. Gerçekten bir zat-ı alinin cesedi ortaya çıkar. Bundan böyle bu kabrin kıble tarafında bir yeri zikir icra mahalli edinmiştir. Sonra buraya bir mescit yaptırmıştır. Kabrin üstüne de türbe inşa ettirerek Nakşibendi tarikatının ayrıcı işaretlerini koymuştur. Daha sonra burayı eski Çorum müftüsü Mehmet Hilmi Efendi tamir ettirdiğinde Mevlevi dergahına çevirmiş ve Mevleviliğin ayrıcı işareti olarak yukarısına alcı kireçten uzunca bir külah maketi yaptırmıştır.
HACI ALi BABA
Künyesi Şerbetçizade diye bilinir. Halen Mevlevi dergahı olara kullanılan Nakşibendiliğin Üveysiyye kolunun hankahında medfundur. Daha önce adı geçen Yusuf Bahri hazretlerinin halifelerindendir. Sağlığında üzerine türbe inşa edilmiştir. Ama Allah tarafından bu yıkılınca daha sonra dört direk üzerine kar ve yağmurdan korunabilecek şekilde tavanı da bulunan kulübe gibi güzel bir türbe yapılmıştır.
İLÇELERDEKİ ULU KİŞİLER
Hüseyin Gazi Türbesi
Alaca’nın güneyinde, Mahmudiye Köyünün yakınında yer alan yapı kompleksi, 13 yy.’a tarihlendirilmektedir. Hüseyin Gazi Külliyesi; medrese, medresenin girişindeki aşevi, doğusunda türbe, kuzeyinde havuz, avlunun kuzeyinde çeşme ve kompleksin kuzeydoğusunda bugün depo olarak kullanılan misafirhane yapısından oluşmaktadır.
Koyunbaba Türbesi
Osmancık ilçe merkezinde bulunan ve Osmanlı padişahlarından Sultan II. Beyazıt zamanında 1469 tarihinde yaptırılan türbe, yüksekçe bir tepe üzerinde kurulmuştur. Evliya Çelebi’ye göre türbe alanında cami, yemekhane, ziyafet odası, konuk evleri ve kurşun kaplı bir türbe yaptırılmıştır. Ancak, türbe dışındaki yapıların bugün temelleri kalmıştır. Türbenin çift kanatlı, derin oyma tekniği ile işlenmiş ahşap kapısı bugün çorum Müzesi’nde korunmaktadır. Türbe 1989 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.

Kum Güneş ve Deniz İşte Kuşadası

Kuşadasına tatile gidince kendinizi sadece güneş, kum ve deniz ile sınırlandırmayın.
Bu yörede inanılmaz sayıda tarihi ören yeri mevcuttur. Biraz sayıca fazla gelebilir size ama ilk etapta hemen şu isimleri zikredebiliriz. Nereye gidecekseniz kararı siz verin.
Selçuk
Efes Antik Şehri, Meryem Ana Evi, Artemis Tapınağı, Aziz Yahya Kilisesi, İsa Bey Cami ve
Efes Müzesi ( Tüm bunlar Selçuk kenti içinde ya da çevresindedir.)
Çamlık
Selçuk – Ortaklar – Aydın karayolu üzerinde olan bu minik köyde Türkiye’nin en güzel Tren Müzesinin mevcut olduğunu biliyor muydunuz?
Söke
Bu şirin Ege kasabasını 15 km kadar geçince ( Söke Kuşadasına 20 dakika mesafededir ) Türkiye’nin en güzel ören yerlerinden biri karşınıza çıkacak:
PRIENE
Arabanızla belli bir noktaya kadar çıkıp ( Bilet Gişesi ) yolun geri kalanını yürümek zorundasınız. Ama emin olun değecektir. Dünyanın 7 Harikasından biri olan Halikarnas Mozelesinin de mimarı olan Pytheos’un eseri Atina Tapınağı tüm ihtişamıyla sizleri beklemektedir bu tarihi kentin göbeğinde. Büyük İskender M.Ö 334
yılında bu tapınağı ziyaret etmiş ve kentte konaklamıştır. Bir zamanlar üç yanı deniz ile çevrili olan bu kentten şimdi aşağıya baktığınızda ( Tapınağın güney ucuna gidin ama aman kıyısına pek de yaklaşmayın ) Ege’nin yemyeşil pamuk tarlalarını göreceksiniz. Adını İngilizce’ye de veren ve bu lisanda kıvrım kıvrım kıvrılan anlamına gelen ( meander ) Menderes ırmağı bu güzel yeşil ovaları sulamaktadır. Atina tapınağının tepesinde, o devasa sütun parçalarının üzerinde bir süre oturun. Tarihin fısıltısını dinleyin. Atina Tapınağının yanısıra burada çok hoş bir Yunan tiyatrosu ve Anadoludaki tek kare şeklinde tasarlanmış Bouleuterion yani Meclis Binası da sizleri beklemektedir. Eğer atmosfer ve ören yerini birlikte duyumsamak istiyorsanız Priene’yi görmelisiniz.
MİLET
İşte harika bir ören yeri daha. Priene’yi geçtikten bir 10 km sonra Miletin 10 bin kişilik tiyatrosu önünüze çıkacaktır. Matematik’te Tales teoreminden de bildiğimiz ünlü düşünürün de yaşamış olduğu yer olan Milet kenti de bir zamanlar denizin kıyısındaydı. Menderes ırmağının taşıdığı alüvyonlarla şimdi bir kaç kilometre içerde kalmıştır. Tiyatrosu ve tiyatronun arka kapısından çıkarak erişebileceğiniz ana caddesi görülmeye değer.
DİDİM
Tarihdeki en muhteşem tapınaklardan biri bekliyor sizi. Didim Apollo Tapınağı.
Özellikle ruhçuların bir tür Mekkesi sayılan bu yer milattan önce 8. yüzyıldan milattan sonra 4 yüzyıla kadar yapıla gelmiştir. Bir bilet alın ve ziyaret edin. Sütunlara yaklaşınca boyutları başınızı döndürecektir. Belki 3 belki 4 kişi birleşirse ancak kucaklayabilir. Yükseklikleri 20 metredir.
Geleceği okuma, haber verebilme deneme/uygulamaları burada günün her saati her dakikasında uygulanmaktaydı. Halk çeşitli sorularına cevabı burada bulmaya çalışmaktaydı. Sorular çok önemli konuları içerebileceği gibi sadece soran kişiyi ilgilendiren, önemsiz soruları da içerebiliyordu. Ören yerinin ortasında duran ve her iki yanda iki tüneli olan bölüm tapınak keşişlerinin soruları cevaplandırdığı kutsal mekana açılır. Kesin gidin ve görün diyoruz.
ŞİRİNCE
Selçuk kasabasını gelince Şirince’ye nasıl gidileceğini sorabilirsiniz. Dağların üzerinden bir yol 20 dakika sonra sizi Şirince’ye getirecektir. Şirince – Selçuk arası 12 km dir. Bu köy’ün özelliği eski bir Rum köyü olmasıdır. Kurtuluş savaşından sonra terkedilmiş ve daha sonra Türkler burada yaşamaya başlamıştır. Şimdiki manzara çok hoş bir Greko-Türk sentezidir. Köy halkı evlerinin güzelliğinden dolayı son 4- 5 yıldır her gün ziyaretlerine gelen turistlere karşı çok naziktir.
Turizm Şirince’nin en büyük gelir kaynağı olma yolundadır. Evlerin mimarisine hayran olacaksınız. Halk sizleri evlerine davet eder, satılık iğne oyalarını, şile bezi perdeliklerini, çarşaflarını, çoklukla el yapımı olan tekstil ürünlerini size gösterirler. Köyün orta yeri gerçek bir pazar yeridir. Şaraptan, sızma zeytin yağına, keçi peynirinden kuru incire kadar nefis yiyecekler satılır. Öğle yemeği için köyün bir kaç restoranından birini seçebilirsiniz. Gözleme ve ızgaralar en revaçta olanlardır. Şirince’yi seveceksiniz.
PİLAJ VE KOYLARI:Ege’nin en güzel koyuna sahip olan Kuşadası’nda iki tane mavi bayraklı plajı bulunmakta
Milli Park bölgesindeki Dilekyarım adası ve Çamlimanı.
Kuşadası’nın plajlarıda size bütün su sporlarını yapabilme olanağını sunuyor.
Kuştur Plajı’nda su kayağı, rüzgar sörfü ve parasailing yapabilirsiniz.
Eğer sessiz sakin bir plajda yüzmek istiyorsanız Pigeon Adası’nın yani
Kale’nin olduğu noktadaki plajında denizin ve doğanın tadını doyasıya çıkarabilirsiniz.
Şehir plajı, Yalçınburnu Plajı, Tusan Plajı, Uzun Plaj, Altın Sahil, Gümüş Plajı,
Cennet Plajı, Aşk Sahili, Kadınlar Denizi ve daha sayamadığız bir çok plajlarda
Ege’nin berrak denizinde yüzebilir ve bütün su sporlarını yapabilirsiniz.

Otel tanıtımları ve tatil beldeleri hakkında bilgiler

Merhaba sitemiz uzun süredir içerik ekleme işlemi yapmamaktaydı .Uzun süren hasretten sonra artık içeriklerle dolduracagız sitemizi.Umarım bu bizim için hayırlısı olur.Amacımız tatil yapmak isteyenlerin veya gezilesi görülesi yerlere gitme imkanı olmayıp internetten araştıran kişilerin isteklerine cevap vermektir.

Ürgüp Müzesi özelikleri resimleri

1971 yılında açılan müze, Ürgüp ve civarından ele geçen fosil örneklerinin dışında Prehistorik, Eski Tunç Çağı, Hitit, Frig, Pers, Hellenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı Dönemi eseri mevcuttur. Müze de ayrıca yörenin mahalli kıyafetlerinin, eşyalarının ve silahların bulunduğu etnoğrafik seksiyon da bulunmaktadır.
Ürgüp Müzesi’ne bağlı ören yerleri Mustafapaşa (Sinasos) Aios Vasilios Kilisesi, Manastır Vadisi Kiliseleri, Yeşilöz (AzizTheodor) Kilisesi ve Pancarlık Kilisesi’dir
http://www.urgup.web.tr/images/urgup-muzesi2.jpg

Amos (Marmaris)

Antik Amos harabelerine Kumlubük koyunun kuzeybatısından, dik sahilin güneyindeki Asarcık denilen tepeden
ulaşmak mümkündür. Amos, bir tepe üstünde yer alan tiyatro, tapınak ve bazı heykel kaidelerden oluşur.
Amos’un çevresi aynı dönemden kalma bir surla çevrilidir. Rodos karşı yakasındaki üç tiyatrodan ikincisi olan Amos tiyatrosu bugün oldukça iyi durumdadır. Oturma yerleri, yan duvar ve sahne evinin üç odasını ayırt etmek mümkündür. Prof. E. Bean bölgede yaptığı kazılarda (1948) İ.Ö 200 civarına ait üç ayrı kira sözleşmesinin koşullarını ele alan dört yazıt parçasını ortaya çıkardı.

Likya Kaya Mezarları (FETHİYE)

Şehir içinde Likya döneminden kalma M.Ö. 4.yy. eserleri dikkati çeker. Bunlar, şehrin simgesi haline gelen doğal kayaya oyulmuş mezarlardır. Çok sayıda düzgün basamaklarla mezarların en güzel ve en görkemlisi olan Amintas’a ulaşılır. Bu mezar aşağıdaki düzlükten de kolaylıkla görülür ve yaklaştıkça, büyüklüğü karşısında duyulan hayranlık artar. Soldaki sütunun orta kısmında, M.Ö. 4. yy. alfabesi ile ”herpamiasoğlu amintas” yazılıdır. Bu kişinin kimliği tam olarak bilinmemektedir. İlçede görülmeye değer pek çok lahit mezar bulunmaktadır.

Aksaray’da Yapılabilecek Sportif Etkinlikler

Dağ-Doğa Yürüyüşü
Hasandağı dağcılık ve kış sporları yapmaya elverişlidir. Halen yerli ve yabancı dağcı gruplarının rağbet ettiği Hasandağı’nda. Klimatizm, orman içi dinlenme alanı ve yaylacılık ile dağ bisikleti, atlı tur gezintileri ve doğa yürüyüşü yapılmaktadır.
Olta Balıkçılığı
Mamasun, Hirfanlı ve Kültepe baraj göllerinde tatlı su levreğiyle aynalı sazan balıkları yetiştirilmektedir. Yine çok sayıda bulunan göletlerde levrek, sazan, alabalık ve yayın balığı yetiştirilmektedir. Melendiz dağlarından doğan ve Tuz Gölüne boşalan Uluırmak’ta çok sayıda mercan balığı bulunmaktadır. Mamasun Baraj Gölünde yetiştirilen tatlı su ıstakozu (kerevit) yurt dışına ihraç edilmektedir

Türkiye Kayak Cenneti – Kayak Merkezleri

Türkiye’de bulunan kayak merkezlerinin başında Ağrı-Bubi Dağı, Ankara-Elmadağ, Antalya-Saklıkent, Bingöl-Yolaçtı, Bitlis-Merkez, Bolu- Kartalkaya, Bursa-Uludağ, Elazığ-Sivrice Hazarbaba, Erzincan-Bolkar, Erzurum-Palandöken, Gümüşhane-Zigana, Isparta-Davraz,İzmir-Ödemiş Bozdağ, Kastamonu-Ilgaz, Kars-Sarıkamış, Kayseri-Erciyes yer alıyor. Ülke genelinde kayak merkezlerinin sayısı hızla artarken 20’den fazla ilde de kayak kulüpleri faaliyet gösteriyor. Türkiye’de bulunan belli başlı kayak merkezleri şöyle: